Fandom

Criminal Case Wiki (TR)

Çağırma/Diyaloglar

< Çağırma

1.320pages on
this wiki
Add New Page
Comment1 Share
Vaka Diyaloglar
Çağırma.png

David Jones: Yine gece vardiyasına kaldığımıza inanamıyorum! Çözdüğün anca vakadan sonra bize bunu yapamazlar diye düşünüyordum <İsim>, ama King'e yaranamazsın.
Ramirez: <Rütbe> <İsim>! Devriye sırasında eski Grimsborough mahzeninde bir ceset buldum! Hemen oraya gitmelisin!
Jones: Orası bir mezarlık mahzeni Ramirez, içinde ölüler olacaktır tabii. Ne bekliyordun?
Ramirez: Hayır, cinayet diyorum! O kadar korkunçtu ki sizi uyarmak için derhal buraya döndüm!
Jones: Tanrı aşkına... Hadi <İsim>, gidip şuna bir bakalım. Hadi mahzene gidelim!

1. Bölüm

İncele: Mahzen.
(İncelemeden Önce)
Jones: Tanrım bu da ne?! O işkence odasından daha kötüsünü göreceğimi sanmıyordum... bu bir kült falan mı?
Jones: Ben iyiyim <İsim>. Merak etme iyiyim. Hadi şu işi bitirelim. Önden sen!


(İnceledikten sonra)
Jones: Tanrım, ne pislik ama! Korku filmlerindeki satanist ayinlerine benziyor...
Jones: Kimliğine göre kurbanımızın adı Simon Armstrong'muş ve kendisi Cooper Lisesi'nde bir öğrenci. Bu zavallı çocuk parçalanmış, orası açık.
Jones: Bu kupaya bir şey bırakılmış gibi... Bundan bir numune alalım <İsim>. Önemli olabilir.
Jones: Ve bu kitapta çok garip görünüyor, daha önce hiç böyle bir kapak görmemiştim... Kapakta bir şeyler yazıyor ama okuyamıyorum... Bir de sen bakabilir misin <İsim>?

İncele: Gizemli Kitap.
Jones: Pekala, mahzende bulduğun kitabın adı neymiş? "Nekronomikon"'mu? Kütüphaneye gitsek iyi olur, belkide kütüphane görevlisi birşeyler bil...
Jones: Bir saniye, bir saniye, bu kitap hareket mi etti?! Kapakta bir şeyler hareket etti gibi geldi...
Jones: AMAN TANRIM! GÖZÜNÜ AÇTI! ÖLDÜR HEMEN! YAK ONU!!!
Jones: Evet, evet, sakin olmalıyım, sen bunu nasıl başarıyorsun bilmiyorum <İsim> ama bende sakin olmalıyım.
Jones: Hadi bunu Grace'e gönderelim, benden çok çok uzakta olsun! Ve kütüphaneye gidip bu şeyin ne olduğunu da sormalıyız!

İncele: Grimsborough Kütüphanesi.
(İncelemeden Önce)
Jones: Brr, kütüphane beni çocukluğumdan beri rahatsız etmiştir! Çok dikkatli ol, yüksek sesle konuşma, yoksa...
Constance: DAVID JONES! KÜTÜPHANEDE GÜRÜLTÜ YAPMA!
Jones: Tanrı aşkına... Merhaba Bayan Bell! Bugün nasılsınız?
Constance: Kitaplarımı karıştırdığını görene kadar iyiydim! Sen de <Rütbe> <İsim> olmalısın, değil mi? Ben Constance Bell, bu da benim kütüphanem.
Constance: <Rütbe> <İsim>, sen istediğin gibi kitapları karıştırabilirsin, ama sen David Jones, o kitaplara dokunduğunu bile görmek istemiyorum! Bana ihtiyacınız olursa ofisimde olacağım.
Jones: Pekala hanımefendi, sizinle konuşmamız gerek... Hadi ama <İsim>, şuraya bakalım, hortlak bilimleri kısmı burada, Constance'ın ofisinden en uzak köşede!


(İnceledikten sonra)
Jones: Ne buldun <İsim>? Pentagram çizimleri mi? Tanrım, Simon'ın cesedi üzerine kazınmış gibi görünüyor!
Jones: Cesedini morga göndermeden önce kopyasını aldım, bir eşleşme olup olmadığını göreceğiz.
Jones: Ve kütüphane sorumlusu Constance ile de konuşmalıyız... Kitaplar hakkında ondan daha çok şey bilen kimse yoktur!

Analiz et: Nekronomikon.
Jones: Pekala, <İsim> bu kitabı mahzende buldu, nedir bu? Bu yaşayan bir kitap mı? İçinde ruh falan mı var? Hareket ettiğini görmüş olmalısın Grace, nasıl hâlâ sakin kalabiliyorsun?
Grace: Bu kitabın içinde ruh falan yok! Tüm bunların mantıklı bir açıklaması var, insanları korkutmak için bir numara bu... ama biraz keyfinizi kaçıracak cinsten, sizi uyarıyorum.
Grace: Göz, camdan yapılma ama kapak, insan derisi ile kaplı. Mahzen ile merkez arasındaki sıcaklık değişimi, derinin çekilmesine yol açmış!
Jones: İnsan derisi mi? Yok artık... Yani, tabii ki! Tabii ki de bunu anlamıştım! Sadece seninde bunu anlayıp anlamadığını öğrenmek istedim!
Grace: Tabii, öyledir. Kapakta bir şey buldum. Üzerinde toz var ve yozun ilaç kaynaklı olduğu kanısına vardım!
Grace: Tozu oluşturan molekül kombinasyonu, antipsikotik ilaç kaynaklı olduğunu gösteriyor! Yani katilin reçeteli ilaç kullandığını söyleyebilirim.

İncele: Antika Kupa.
Jones: Bravo <İsim>! Görünüşe göre mahzende bulduğun bardakta... Kan mı varmış? Tanrım, bu iğrenç!
Jones: Şimdi bu kan örneğini Grace'e gönderelim, eminim kime ait olduğunu şıp diye bulacaktır!

İncele: Hortlak Çizimleri.
Jones: Kütüphanede bulduğun kağıttaki semboller, Simon Armstrong'un cesedine kazınanlarla aynı...
Jones: Bu gerçektende baştan sona planlı bir ayinmiş, cinayette bu ayinin adımlarından biri... Tanrım, ne amaçla yapılığını dahi bilmiyoruz!
Jones: Bak, kağıdın altında bir isim yazıyor... "Alcott Milton"'mı? Ben bu ismi tanıyorum, kendisi bir radyo spikeri! Hortlaklarla ilgili tüm konularda uzmandır!
Alex: Aman tanrım, Alcott Milton hakkında mı konuşuyorsunuz?! O müthiş biri, programını her hafta dinliyorum! Onu görmeye mi gideceksiniz?
Jones: Evet, aynen öyle. Ona kütüphanede bulduğumuz pentagramlar hakkında soracağımız sorular var.
Alex: Benim için bir imza alır mısın <İsim>? Lütfen ama lütfen?

Constance Bell ile kitabı konuş.
Constance: David Jones, benim vaktim kıymetlidir. Ve vaktimi boşa harcadığında ne olur biliyorsun.
Jones: *Yutkunuyor* Eee, buraya bir kitap hakkında bilgi almak için geldik. Bunun hakkında bize ne söyleyebilirsiniz?
Constance: Tanrı aşkına, bunu nerede buldunuz? Simon Armstrong isimli bir yaramaz, kütüphane kasasına girdi ve ben bir şey yapamadan kıymetli kitabımı çaldı!
Jones: Simon, hortlak ayini gibi bir şeyin ortasında öldürülmüş. Ama siz neden kitabın çalındığını rapor etmediniz?
Constance: Çünkü çok özel bir kitap bu, eminim fark etmişsinizdir. Bunu, ayini yapmak için kullanmaya çalıştıklarına dair şüphe yok ama bunun ötesinde birşey bilmiyorum.


Jones: Gördün mü <İsim>? Simon'ın öldüğünü söylediğimizde Constance gözünü bile kırpmadı!
Jones: Gözümüz onda olsun. Çok rahat görünüyordu...

Alcott Milton ile konuş.
Alcott: <Rütbe> <İsim>, bu ziyareti neye borçluyum? Doğaüstü olaylar hakkında tavsiye almaya mı geldiniz?
Jones: İyi akşamlar Bay Milton, evet, yardımınıza ihtiyacımız var. Genç bir adam bu gece bir hortlak ayininin bir parçası olarak öldürüldü.
Alcott: Ne tür bir hortlak ayini? Pagan, Hristiyan, Yahudi, Müslüman? Konumuz insan kurban etmek olduğu için Pagan olduğunu düşünüyorum ama kesin bir şey söyleyemem.
Alcott: Yakın zamanda programım "Boşluğun Ötesinde"'yi hiç dinlediniz mi? Satanist bir rahiple çok ilginç bir sohbetimiz oldu, bize kendi inançlarından ve geleneklerinden bahsetti.
Jones: Kurbanın derisine kazınan sembollerin bir kopyası elimizde...
Alcott: Mükemmel! Bunun bir pagan ayini olduğu, geçmiş yaşamlarını hatırlatmak amacıyla yeraltı dünyasının ruhlarını mutlu etmek için yapıldığı açık.
Alcott: Bazıları bunun, sonsuz yaşamın ilk adımları olduğuna inanıyor. Ama bunlar eski hikayeler, eski efsaneler. Hikayelerin nerede bitip gerçeklerin nerede başladığını kim bilebilir?


Alex: Alcott Milton'dan bana imza aldın mı? Tanrım, lütfen imzamı aldığını söyle.
Jones: Al bakalım, Bay Milton'dan sevgilerle!
Alex: Aha. Aman. Tanrım. Pardon, gidip ayrı bir odada çığlık atacağım.
Jones: Bu çocuğu hiç anlayamayacağım. Neyse, mutlu olduğu sürece sorun yok...

Analiz et: Kan.
Grace: Pekala <Rütbe> <İsim>, mahzendeki kupada bulduğun kanın tamamen kurbana ait olduğunu söyleyebilirim.
Grace: Ayrıca bu kanın bugün akıtılmış olmadığını da söyleyebilirim. Pıhtılaşma, en az bir haftalık olduğunu gösteriyor!
Grace: Kan hakkında söyleyebileceklerimin hepsi bu. Ama gidip Alex'i bulmalısın. Kupayla ilgili bir şeyler bildiğini söyledi.
Jones: Hmmm, bize ne söyleyecek acaba... Neyse, yardımların için teşekkürler Grace!


Jones: Merhaba, Alex, Grace bize mahzende <İsim> tarafından bulunan kupa hakkında bir şeyler anlatacağını söyledi. Bize anlatacak bir şeylerin var mı?
Alex: O kupayı tanıdım! Boşluğun Ötesinde'nin 666. programı için verilen Pazulu kupasının kopyası bu! Hani şu radyo programı var ya!
Alex: Bunlardan sadece yüz tane var ve sınırlı üretilen her şeyin bir seri numarası vardır! Seri numarası kupanın kime ait olduğunu gösterecektir!
Jones: Tanrım, haklısın! İşte üzerinde kazılı bir şeyler var! Ama numara kazınmış, bu numarayı çözebilir misin <İsim>?

İncele: Antika Kupa.
Jones: Süper iş çıkardın <İsim>! Seri numarası olduğuna göre bu Boşluğun Ötesinde kupası, oldukça nadir olmalı. Bir antoloji serisi ile bir kupa arasındaki bağlantıyı göremesem de...
Jones: Hadi bunu laboratuvara gönderelim, numarayı çözdüğüne göre eminim Alex, sahibini hemen bulacaktır!

Analiz et: Seri Numarası.
Alex: Tıpkı düşündüğümüz gibi mahzende bulunan kupa, üretilen yüz kupadan biri.
Alex: Tanrım, çok güzel, değil mi? Aynısından bende de var, bardak olarak kullanıyorum!
Jones: Bu kadar nadir bir eşyayı bardak olarak mı kullanıyorsun?
Alex: Bir fincan çaydan daha kıymetli hiçbir şey yok. Ama kanlı cinayetimize geri dönmeliyiz! Kupanın sahibinin Steven Crowe olduğunu buldum.
Jones: Çok teşekkürler Alex! Hadi <İsim>, gidip Steven Crowe ile konuşalım!

Steven Crowe'a kupayı sor.
Jones: Merhaba, Steven! Bildiğin kadarıyla buraya Simon'ın cinayeti hakkında...
Steven: Litfen bana Langelus deyin. Tanrım, ne trajedi ama... Çok yazık, ayinim tamamen hatalı yapılmış! Amatörler!
Jones: ...Tamam Langelus diyelim. Yani şimdi bu ayini yapaın sen olduğunu mu söylüyorsun? Simon'ı sen mi öldürdün Steven?
Steven: Hayır, elbette ben öldürmedim! O kargaşayı benim yarattığımı düşünmeniz dahi çok rencide edici! O ayin için çok uğraştım, ben olsaydım böyle berbat etmezdim!
Steven: Simon arkadaşımdı, ayinin hazırlamama da o yardım etmişti. Ayin için gecenin pagan tanrıları tarafından kutsanmış bir kupaya masum birinin kanının akıtılması gerekiyordu.
Steven: Ama çok erkendi! Kan en az bir ay daha bekletilmeliydi! Öldüğüne çok üzüldüm tabii ama bu kaçırdığımız çok önemli bir fırsattı...


Jones: Bunun sona erdiğine sevindim, neden bilmiyorum ama bu adam beni ürkütüyor! Steven, Langelus, adı her neyse...
Jones: Ve ayin onun fikriyse istediği kadar mahzende olmadığını söyleyebilir. Ana şüphelimiz o. Gözümüz üzerinde olsa iyi olur.

Otopsi: Kurbanın Cesedi.
Nathan: Ölüm sebebi oldukça basit. Bıçakla parçalanmış ve yerde kan kaybından ölmüş. Başğarından kurtulmaya çalışmış ama şansı yaver gitmemiş.
Nathan: Yani aradığın cinayet silahı bir bıçak, muhtemelen küçük bir bıçak.
Nathan: Ama tek bulduğum bu değil! Kurbanın tırnakları arasından deri parçacıkları almayı başardım ve tabii ki de kendi derisi değil.
Nathan: Kurban, zemine bağlanmadan önce katille boğuşmuş olmalı. Kanatacak veya yara bırakacak kadar şiddetli olmamış ama deri parçacıkları demir oksitle karışmış!
Nathan: Demir oksit, dövme için kullanılan mürekkeplerin ana içeriğidir! Yani katilin dövmesi var!


Ramirez: <Rütbe> <İsim>, telefonda biri var, cinayet hakkında bilgisi olduğunu söylüyor!
Jones: Gerçekten mi? Ne dedi Ramirez? Hadi ama, söyle!
Ramirez: Ruhların Simon'ı almaya geldiğini söyledi ve bende aramanın nereden yapıldığını araştırdım... Mezarlıktan aramış!

2. Bölüm


Ramirez: Biri telefonda cinayet hakkında konuşuyor, arayan numarayı kontrol ettim, numara mezarlıktan arıyor! Aman tanrım, hayaletlerde mi telefon kullanmaya başladı?
Jones: Hayır Ramirez! Hayalet diye bir şey yoktur! Muhtemelen bu ölümü hafife alan çocuğun biridir...
Jones: Bu biraz garip, arayan kişi ölenin simon olduğunu biliyorsa ve ayinden de haberi varsa... Her kim aradıysa ne olduğundan haberi var!
Jones: Hadi gidip mezarlığa bir bakalım. Umarım vardığımızda yine orada olurlar. Önden sen <İsim>!

İncele: Grimsborough Mezarlığı.
Jones: Bizi arayan kişiden iz falan yok. Etrafı aramayı denedim ama ana yoldan bakınca zifiri karanlık resmen!
Jones: Şu bulduğun çöp torbasına bakalım, belkine bize onların kim olduklarını söyleyecek bir şey bırakmışlardır--
Elvira: Merhaba, sayın memurlar! Buradayız! Sizi ben aramıştım ve sözümün arkasında durdum, ruhlar Simon'ı almaya geldiler, her zaman ki gibi.
Jones: Nerede saklanıyordunuz siz?! Her neyse, Simon'ı tanıyormuydunuz? Arkadaşınız mıydı?
Ophelia: İkimizde arkadaşıydık. Mahzenin dışındaki kargaşayı görünce... saklandık ve sizin olay hakkında konuştuğunuzu duyduk. Belki ifadelerimizi istersiniz diye düşündük.
Jones: Tanrım, arkamızdan öyle sinsice yaklaşmayın, kalpten gidiyordum resmen! Ama haklısınız, ikinizle de konuşmamız gerekiyor.
Jones: Şu çöp torbasını da unutmayalım, <İsim>. Hangisinden başlamak istersin?

Ophelia Lincoln'e cinayeti sor.
Ophelia: Pekala, Simon hakkında ne bilmek istiyorsunuz? İyi birisiydi, o şekilde ölmeyi hak etmiyordu...
Jones: Simon'ı uzun bir süredir tanır mıydın, Ophelia?
Ophelia: Aslında, ilk Steven ile tanışmıştım, Simon daha sonra aramıza katıldı. Çok iyi birisiydi fakat ikisi de bu satanizm zırvalarını fazla ciddiye alıyorlardı.
Ophelia: Yani, ayin için birini öldürmek mi? İkisinin de bunu yapmaya bir taraflarının yiyeceğini sanmazdım, ama artık o kadar da emin değilim...
Ophelia: Yani, hakikaten iğrenç bir şey. Yeraltı tanrıları adına dua ederken kurbanın üzerine işaretler kazıyacaksınız, sonra kurbanın kanını içeceksiniz!
Ophelia: Yani, kusasım geliyor resmen... Fakat Simon'ın mahzene ne amaçla gittiğini blmiyorum. Oraya önümüzdeki haftaya kadar gitmeyecektik... Her şey darmaduman oldu resmen!

Elvira Milton'a cinayeti sor.
Elvira: <Rütbe> <İsim>, ben Elvira Milton, hizmetinizdeyim! Nasıl yardımcı olabilirim acaba?
Jones: Milton? Alcott Milton'la akraba mısın? Hani şu hortlak uzmanı olan.
Elvira: Tabii ki de. Kendisi dedem olur. Ebeveynlerimin ruhları öteki aleme göçtüklerinden beridir onunla yaşıyorum. Hortlaklar hakkında bütün bildiklerimi bana o öğretti.
Jones: O zaman mahzende olan ayin hakkında epey bir şeyler bilmelisin, değil mi?
Elvira: Kısacası, amaç sonsuz bir hayat kazanmak. Neredeyse bütün kan ayinleri sonsuz hayat üzerinedir, işte bu yüzden de sıkıcıdırlar. Hayatı kip ipler ki?
Elvira: Ama Steven ve Simon vazgeçmek bilmediler, bende sorularını yanıtladım. Ve tahmin ettiğim gibi, ayin başarısız oldu. Bu işler o kadar kolay olmaz!


Jones: Pekala, ikisi de biraz tuhaftı. Ama artık bu bölgede kimse beni şakına uğratamaz.
Elvira: <Rütbe> <İsim>, müsade varsa eğer? Kütüphaneci Constance Bell ile konuşsanız iyi olur. Simon'ı lanetlemiş olabileceğinden adım gibi eminim.
Jones: Onunla konuştuk zaten, onun o korkunç, korkunç kitabı çalmak için kütüphaneye gittiğinden haberimiz var. Fakat bu yüzden ona zarar vermek isteyeceğini sanmam.
Elvira: Aslında, başka bir kitabı alacaktı, fakat Constance onu suç üstü yakaladı, o yüzden onu pekte suçlayamam. Constance'ın mevzu bahis kitapları olunca nevrinin döndüğünü bilirsiniz.
Jones: Başka bir kitap mı? Pekala, ipucu içinde yüzdüğümüz söylenemez, ama en azından kütüphaneye bir daha bakabiliriz. Yardımın için sağol, Elvira.

İncele: Çöp torbası.
Jones: Vışş, şuna bak hele! Kanlı bir bıçağın mezarlıkta bulunan bir çöp torbasında ne işi olur ki?
Jones: Haklısın, Nathan kurbanın bir bıçak ile deşildiğini söylemişti! Hadi bunu analiz için bir an önce Grace'e gönderelim. Galiba turnayı gözünden vurduk bu sefer, <İsim>!

Analiz et: Kanlı Bıçak.
Grace: Mezarlıkta bulduğunuz bıçaktaki kan ile kurbanın kanı ile karşılaştırdım ve mükemmel bir şekilde eşleşiyorlar! <İsim>, Jones, cinayet silahını buldunuz!
Jones: İşte bu be! Harikasın, Grace! Peki bıçaktan katil hakkında daha fazla bir şey çıktı mı?
Grace: Şanlısınız ki bıçak, çöpte çok ta fazla durmamış, ben de kana karışmış bir-iki tel saç buldum. Katilin siyah saçlı olduğunu söyleyebilirim!

İncele: Kütüphane Masası.
Jones: Tanrım, şu ucubelerden bir tane daha! İçinde ne olduğunu öğrenmemiz lazım, <İsim>, cesur olmalıyız!
Jones: O da ne? Başka bir tür ayin mi? Bu bölgedeki herkes bir çeşit inancı mı takip ediyor ne? Çünkü bu iş iyice saçma bir boyuta doğru gidiyor!
Jones: Şu vudu aksesuarlarına bir bakalım, <İsim>. Kendine zarar vereyim falan deme. Bu yaşta bir de lanetlenmeyeyim...

İncele: Vudu Aksesuarları.
Jones: Bu kadar vudu aksesuarını bir arada göreceğimi hiç düşünmemiştim! Şimdi neden bir kitabı geciktirdiğim zaman kötü hissettiğimi anlıyorum! Pekala, ne buldun <İsim>?
Jones: Simon Armstrong'un kütüphane kartı mı?! Bunun bunca gizemli şeyin arasında ne işi olur? Ne dersin, <İsim>, sence Constance onu lanetledi mi?
Jones: Evet, hakılsın, bunu baş rahibe Constance'ın bizzat kendisine sorsak iyi olur! Önden buyur <İsim>!

Constance'a vudu aksesuarlarını sor.
Constance: Şanlısın ki aldığım ilacın yan etkilerinden biriside kronik uykusuzluk, Jones. Şimdi ne istiyorsun?
Jones: Bu kadar vudu aksesuarının burada ne işi var Constance? Ayrıca bir cinayet kurbanında kimliğinin bütün bunların arasında ne işi olduğunu da öğrenebilir miyiz acaba?!
Constance: Size söyledim, çocuk kasamı kırdı ve en değerli kitaplarından birisini çaldı! Cezalandırılması gerekiyordu! Fakat vudunun uzaktan insanları deşmek gibi bir özelliği yoktur, yani bu çok saçma.
Constance: Vuduyu bana büyük annem öğretmişti, ve bana bunu kötülük için kullanmamaya yemin ettirdi! Tek yaptığım Simon, kitabımı geri getirene kadar ona kötü şans gelmesini sağlamaktı.
Constance: Lanetim onu öldürmüş olabilir mi? Tabii ki de hayır, sadece onu katilinin önüne çıkarmış olabilir, ki bu gayette kötü bir şans.

İncele: Ölüler Kitabı.
Jones: Bu kitapları yazanların sorunu nedir arkadaş? Pekala, bu bulduğun pekte hareket edeceğe benzemiyor... Peki kitabımızıdaki gizli mesaj neymiş?
Jones: "S*ktir git"'mi?!?! Şaka mı lan bu?! Kitap bize alenen sövdü mü şimdi?! Pekala, buraya kadar, artık bu doğaüstü saçmalıkları canıma tak etti!
Jones: Bir de şunu baş-satanistimiz Alcott Milton'a gösterelim, o bunun ne olduğunu biliyordur kesin.

Alcott'a kitabı sor.
Jones: Merhaba Bay Milton, gecenin köründe rahatsız ettiğimiz için kusura bakmayın ama kütüphanede bulduğumuz bu kitap resmen bize sövüyor--
Alcott: Elbette ki sövüyor, programımı dinlemediniz mi? Arkham kitapları öyle sıradan kitaplar gibi davranılacak kitaplardan değildirler! Bir sonraki dolunayı beklemeniz gerekiyor.
Alcott: Yani bir ay sonrasını, o yüzden size yardım edemem. Fakat kitabı getirdiğiniz iyi oldu, bende Elvira'ya ayini göstermek için fırsat kolluyordum. Eminim heyecandan ölecek.
Jones: Şu torununuz olan Elvira'mı? Onunla mezarlıkta karşılaşmıştık ve arkadaşının ölümüne pekte üzülmüş gibi görünmüyordu.
Alcott: Bizim için ölüm yoktur, sadece gözle göremeyeceğimiz ruhlar vardır. Ayriyetten Simon onun arkadaşı falan değil di, sadece aptalın tekiydi. Onu görmek için bizzat buraya geldi, inanabiliyor musunuz?
Alcott: Ona yaptığım şeyden sonra koşarak annesine kaçtı. Onun gibi serseri bir çapulcu sizce torunumla aynı havayı soluyabilir mi? Önce cesedimi çiğnemesi lazım...


Jones: Buradaki insanların doğa üstü şeyleri bu kadar ciddiye aldıklarını kim bilebilirdi ki?! Artık hepsinden yavaş yavaş tırsmaya başlıyorum!
Jones: Yakında hepsi birer zombiye dönüşürlerse hiç şaşırmam doğrusu--
Ramirez: Jooooooooones...
Jones: AAAAAAAAAAAAAAAAAH!!!

3. Bölüm


Ramirez: Jooooooooones...
Jones: Zombi!!! Kafasına sık <İsim>, kafasına sık!!!
Ramirez: Zombi mi? Hani nerede?! Nerede?!
Jones: Ehm, hiçbir yer de Ramirez, sadece şakalaşıyorduk! Bu kadar satanist ayininin ortasında iken sen olsan sende zombilerin olduğunu düşünürdün.
Jones: Ama cidden gece çalışmak sana pek gitmiyor, Ramirez, git bir bardak kahve falan iç. Simon'ın ölümü hakkında ipucu bulabildin mi? Delil falan?
Ramirez: Pekala, belediye mahzeni temizlemek istiyor, o yüzden cinayet mahalline son bir kez bakın derim, ya şimdi ya hiç.
Jones: Evet, hemen çıkıyoruz. Teşekkürler Ramirez. Hadi <İsim>, gidelim!

İncele: Çağırma Masası.
Jones: Şu içine bakmamız gereken sandık dışında olay yerinde pek bir şey kalmamış ne yazık ki.
Jones: Tanrım, cidden iğrenç bir durum... zavallı çocuğun yere bağlanmış hali gözümün önünden gitmiyor...
Jones: Neyse, şimdi yeteneklerini konuşturma zamanı <İsim>! Şu sandığı açabileceğinden adım gibi eminim!

İncele: Kilitli Sandık.
Jones: Harika, sandığı açtın <İsim>! Kesin içinde bir şeyler vardır--
Jones: İki tane şişe ve içlerinde... kana benzer bir sıvı var! Bu insanlar kafayı mı sıyırmışlar?! Tanrım, kusacam vallaha!
Jones: Şunları Grace'e yollayalım da ne karın ağrısı olduklarını öğrenelim!

Analiz et: Kolye.
Grace: Şu mahzende bulduğunuz kolyeye bağlı şişeyi analiz ettim, ve ne yazık ki, içindeki kan.
Grace: Ama çok iyi korunmuş, o yüzden kime ait olduğunu söyleyebilirim. Kan, Ophelia Lincoln'e ait!
Jones: Hangi ruh hastası kolyesinde içi kan dolu bir şişe taşır ki?! Ayrıca neden mahzende bırakır? Hadi <İsim>, Ophelia'nın bize anlatacak epey bir şeyi var!

Ophelia'ya kanlı kolyeyi sor.
Jones: Ophelia, şu mahzende bulduğumuz, içi senin kanınla dolu kolye hakkında ne söyleyeceksin acaba? Umarım bunun şu ayinle falan bir alakası yoktur!
Ophelia: Doğru söylüyorum, inanın bana! Sadece, ağır bir ilaç tedavisi görüyorum ve bunun çok ciddi yan etkileri var.
Ophelia: Bunlardan bir tanesi de kısmi hafıza kaybı. Bir şeyler yapsam da sonra onları hatırlamıyorum. O yüzden Elvira'yı hiç yanımdan ayırmam.
Jones: Peki cinayet sırasında Elvira seninle miydi? Bak, zaten zor durumdasın, o yüzden bize yalan söylemezsen iyi edersin.
Ophelia: ...Hayır, yanımda değildi. Nerede olduğunu da bilmiyorum. Onu mezarlıkta bekliyordum, her gece oraya gelirdi ama o vakit orada yoktu...

Analiz et: Şişe.
Grace: Analize göre şişedeki sıvının kan olduğunu size gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Grace: Kan uzun süre şişenin içinde kalmış, bu yüzden kime ait olduğunu araştırırken pekte zorlanmadım! Kan Steven Crowe'a ait!
Jones: Steven'ın kanının içi Simon'ın kanı ile dolu kupa ile aynı yerde bulunması tesadüf olamaz... Hadi <İsim>, şununla bir konuşalım!

Steven ile kan şişesi hakkında konuş.
Steven: Pekala, ne istiyorsunuz? Vaktim kıymetlidir benim, daha güneş doğmadan eve kaçmam gerekiyor!
Jones: Niye, sen vampir falan mısın?
Steven: Evet! Aynen öyle! Beni anladığınız için çok mutluyum! Bunu bu şehirdekiler hiç anlamıyor ve beni durdurmak için ilaç tedavisine sokmaya çalışıyorlar, fakat ben gerçeğin farkındayım!
Jones: ...Her neyse. Kanının mahzende ne işi vardı acaba? Ayini kendi üzerinde mi yapacaktın?
Steven: Ayinin amacı benim eski kimliğimi ve ilmimi geri kazanmamı sağlamaktı. Fark ettiniz mi, ben Steven Crowe değil, Langelus Appleton, yani hortlakların efendisiyim!
Steven: Bin yıllık hayatım sona ermişti ve bende bu beden de yeniden doğduğum için, gerçek kimliğimi yeniden kazanmaya çalışıyorum! O ayinde benim tek şansımdı!
Steven: Ama neden Simon'ın o gece mahzene gittiği ve yanında kimin olduğu hakkında en ufak bir bilgim yok. Eğer ben orada olsaydım, en azından ayin doğru yapılabilirdi!


Jones: Steven, Ophelia, ikinizde şimdilik serbestsiniz, fakat prosedür gereği şehri terk etmemeniz gerekiyor. Umarım anlıyorsunuz dur.
Ophelia: Kusura bakma <Rütbe> <İsim>. Belki önemsizdir ama Simon'ın bize gösterdiğiniz fotoğraflarında boynuna taktığı madalyonu yoktu. Onu aldınız mı acaba?
Jones: Hayır, almadık. Simon'ı olay yerinde bulduğumuzda madalyon takmıyordu, niye ki?
Steven: Tabii ya! Ayinin kurallarından bir tanesi ruhlara kanıt olarak gösterilmesi için kurbana ait bir şeyin alınmasıdır! Katil mutlaka onu mezarlığa götürmüştür!
Jones: Mezarlık diyorsun yani? Pekala, aramaktan zarar gelmez. Önden buyur, <İsim>!

İncele: Mezar Taşları.
Jones: Bak, <İsim>! Bu madalyon Simon'a ait olmalı! Bunu Grace'e gönderelim, belki ölümü hakkında bize ipucu verebilir!
Jones: Bak, Elvira hâlâ burada. Onunla da bir konuşalım, cinayet sırasında nerede olduğunu öğrenelim. Hangisinden başlayalım, ortak?

Elvira'ya cinayeti sor.
Elvira: Merhaba, sayın memurlar, sizi bu gece görmeyi beklemiyordum doğrusu. Burada ölülerin arkasından da etmeyemi geldiniz?
Jones: Seni görmeye geldik, Elvira. Cinayet sırasında neredeydin? Ophelia bize nerede olduğunu söyleyemedi.
Elvira: Dedemin yanındaydım. İlaçlarını bulamıyordu, bende eczane açılana kadar ona benimkilerden verdim.
Jones: Dedenle konuştuk, ve anlaşılan Simon'dan pekte haz etmiyordu. İkinizin çıkma gibi bir ihtimali var mıdır?
Elvira: Hayır, niye olsun ki? Simon iyi birisiydi, ama ben ilişkilere önem vermem. Dedem sadece ailem gittiğinden beridir fazla korumacı takılır...
Elvira: Fakat işinize yarayabilecek bir şey buldum, <Rütbe> <İsim>. Bu telefonu çalıların arasında buldum, Sİmon'a ait olabilir, ama şu sıralar çok kullanılan bir model bu...
Jones: Ve kilitli olduğu içinde emin olamayız... Çok teşekkürler, Elvira! <İsim> bunu dakikasında açar!

İncele: Kilitli Telefon.
Jones: Elvira'nın verdiği telefonu açma konusunda harika bir iş çıkardın <İsim>! Ve numaraya bakacak olursak, bu kesinlikle Simon'ın telefonu!
Jones: Şimdi bunu Alex'e gönderelim, eğer içinde bir ipucu varsa, eminim şıp diye bulur!

Analiz et: Cep Telefonu.
Alex: Simon'ın telefonunu inceledim, ve işiniza yarayacak bir resim buldum. Resimde mahzende birisini gösteriyor!
Alex: Resmin tam olarak ne zaman çekildiğine baktım ve şunu söyleyebilirim ki, resim tam da cinayet sırasında çekilmiş!
Alex: Kim olduğu belirsiz, ama şahsın cildine bakacak olursak, cildinde çok eski bir yara olduğunu söyleyebilirim!
Jones: Simon'ın üstünde sadece yeni yaralar vardı, eski bir yara yoktu... O zaman yara katile ait olmalı! Teşekkürler, Alex!

İncele: Madalyon.
Jones: Harikaydn, <İsim>! Mezarlıkta bulduğun madalyonun üstündeki salya tam da aradığımız delil olabilir!
Jones: Hadi bunu Grace'e yollayalım. Sonuşları ne kadar hızlı alırsak o kadar iyi olur!

Analiz et: Salya.
Grace: Mezarlıkta bulduğunuz madalyonu inceledim, ve üzerindeki salya tam bir altın madeni!
Grace: Bir kaç tane test yaptım ve toplayabildiğim kadar bilgi topladım, bu yüzden de katilinizin kadın olduğunu söyleyebilirim!

Jones: İşte bu kadar, <İsim>! Şimdi batıl inançları bırakıp gerçek katili adalete teslim etme vaktidir!

Katili tutukla.
Jones: Buraya kadar, Ophelia. Simon Armstrong'u öldürdüğüne dair elimizde kapı gibi delil var!
Ophelia: Hayır! Bu olamaz! Bunu yapmak istemedim, hiç bir zaman istememiştim!
Ophelia: Mahzene Simon'a yardım etmek için gitmiştim, evet, ama gördüğümde hayattaydı! Daha sonra, daha sonra, kendimden geçtim ve o korkunç kabusu gördüm, bir iblis beni öldürmeye çalışıyordu...
Ophelia: Sonra hatırladığım şey ise mezarlıkta olduğum, elimde kan vardı, ne yapacağımı bilemedim! Nasıl böyle bir şey yapabildim?!
Ophelia: Steven'ın kendimden geçtiğim zamanlar neredeyse o lanet olası ayinlerle kafayı yediğimi söylediğini hatırladım, ama sadece dalga geçiyor sanmıştım!
Ophelia: Ben asla böyle bir şey yapmam, ben yapmadım! ben yapmadım...


Yargıç [[Olivia Hall]: Ophelia Lincoln, bugün burada Simon Armstrong cinayeti üzerinden yargılanıyorsun, ve olayları hatırlamadığını iddia ediyorsun.
Yargıç Hall: Uzmanlarımızın ihtiyatlarından sonra, hastalığından ötürü kendi yaptığın şeylerin bilinç dışı olduğu kanısına vardık.
Yargıç Hall: Ve daha da önemlisi, normal halindeyken bu cinayeti işlemeyecek olduğunu düşünüyoruz.
Ophelia: Evet işlemezdim, sayın yargıç! Onu niye öldüreyim ki, daha doğrusu niye birisini öldüreyim...
Yargıç Hall: Seni bu şekilde salamayız. Fakat düzgün bir şekilde tedavi alman gerekiyor ki ilerde serbest kalabilesin.
Yargıç Hall: Ophelia Lincoln, seni 3 yıllığına Grimsborough Akıl Hastanesine kapatıyorum, ve sonunda dava yeniden gözden geçirilecektir. Mahkeme sona ermiştir!


Jones: Demek ki Simon'ın ölümünde doğa üstü bir şeyin etkisi yokmuş! Ama Ophelia adına üzüldüğümü saklayamam. Sanırım onu öldürürken neler gördüğünü hiç bir zaman anlayamayız..
Jones: Umarım tedavisinden sonra iyileşir. Kız ikinci bir şansı hak ediyor bence...
Jones: Pekala, bu vakanında aslanlar gibi üstesinden geldin, <İsim>! Sanırsam ikimizde iyi bir istirahati hak ettik!

Ek Soruşturma


Şef Samuel King: <Rütbe> <İsim>, seni gördüğüm iyi oldu! Her zamanki gibi bu iğrenç vakanın üstesinden harika bir şekilde geldin!
King: Gençlerin şu sıralar akıllarından neler geçtiğini anlamıyorum doğrusu... Aklıma gelmişken, şu çatlak çocuk, Steven Crowe, soruşturma bittiğinden beridir mahzenin etrafında sürekli görülmeye başlamış. Onunla konuş diye merkeze aldırdım.
King: Bir de Constance Bell aradı az önce. Saygın kütüphanecimizin özellikle de senin yardımına ihtiyacı var <İsim>. Onu bekletme bence, acil olduğunu söyledi çünkü.


Jones: Hah, şu zorlu vakadan sonra biraz dinleneceğimizi düş--
Elvira: Merhaba <Rütbe> <İsim>!
Jones: AAH! Sende nerden çıktın?! İnsanlara sinsice yaklaşmaya bayılıyorsun, değil mi?
Elvira: Pardon, sizi tekrardan ürkütmek istememiştim. Sadece teşekkür etmeye geldim <Rütbe> <İsim>, artık Simon'ın ruhu huzur içinde.
Elvira: Sizinle ebedi istirahat ve başıboş ruhlar hakkında konuşmak istemiştim. Genellikle hep mezarlıkta takılırım, beni orada bulabilirsiniz.


Jones: Harika, daha fazla büyü muhabbeti, tam da aradığım şey... kusura bakma ama ben yokum! Hortlaklar ve vampirlerle uğraştığım yeter artık!
Alex: Ne?! Alcott Milton'ın torunu Elvira Milton sizi mezarlığa horlaklar hakkında konuşmaya davet etti ve sen ret mi ediyorsun?! Ben geleyim o zaman <İsim>? Lütfen, lütfeeeeeeen, ben geleyim seninle! MÜKEMMEL olacak!

Constance Bell'in sorununu öğren.
Constance: <Rütbe> <İsim>?! Nerde kaldın? Konuştuğum memura durumumun acil olduğunu üzerine basa basa belirtmiştim!
Jones: Özür dileriz Bayan Bell, biz--
Constance: Ha! David Jones! Geç kaldığına şaşırmamalı, 8 yıldır hiç bir kitabı zamanında teslim etmediğini düşünürsek... Anlaşılan <Rütbe> <İsim> bile seni dakik olmaya zorlayamaz!
Constance: Her neyse, seni buraya bu yüzden çağırmadım, <Rütbe> <İsim>. Dün geri getirilen bir kitap ile ilgili bir sorun var. Kitabın durumunu inceliyordum ve üzerinde kan lekesine rastladım!
Constance: Kitabın içinde başka lekelerde var, o yüzden birde senin bakmak isteyeceğini düşündüm. Kitabı rafların oraya koydum ve benden başka kimse dokunmadı. Lütfen acele et, daha kitabı temizlemem gerekiyor.

İncele: Grimsborough Kütüphanesi.
Jones: Bayan Bell haklıymış! Bu lekeli kitap hakikaten de ürkütücü! Şu lekelerin nasıl geldiğini düşünsene...
Jones: Umarım bu başka korkunç bir cinayetin ilk ipucu değildir! Hadi şu kan lekesinden bir örnek alalım.

İncele: Lekeli Kitap.
Jones: Pekala, aldığın örnek bize bu kitaba ne olduğunu söyleyecektir. Haydi laboratuvara!

Analiz et: Kan.
Grace: <İsim>! Kütüphaneden getirdiğin bu kitaba ne oldu bilmiyorum, ama bu getirdiğin örnek kan değil!
Jones: Ney? Ama leke--
Grace: Hayır, hayır! Bunlar ketçap lekesi! Anlaşılan failiniz bu kitabın üzerinde bol ketçaplı büyük bir hamburger yemiş!
Jones: Ketçap mı? Hass*ktir ya! Bayan Bell bu durumdan hiç hoşlanmayacak...

Constance Bell'e lekeleri izah et.
Constance: <Rütbe> <İsim>! Sonunda! Umarım bu paha biçilmez kitabıma ne olduğunu öğrenmişsinizdir!
Jones: Aslında Bayan Bell, Kitabınızın üzerindeki lekeler kan falan değil. Bunlar ketçap lekesi, yani kimsenin ölmediğinden--
Constance: KETÇAP MI?!?! BU NE CÜRET?! KİMSE KİTAPLARIMIN ÜZERİNDE YEMEK YİYEMEZ!!! ONLARI LANETLEYECEĞİM! ONLARI, ONLARIN ÇOCUKLARINI, AİLESİNDE KİM VAR KİM YOK HEPSİNİ LANETLEYECEĞİM!!! KİTABIMDA KETÇAP LEKESİ HA?!?! BUNU ONLARIN YANINA BIRAKMAYACAĞIM!!!
Jones: Pekala, kaçsak iyi olur! Ne yapalıııım... yemek yiyelim! Evet, şimdiii-- yemek randevumuz vardı! Durumu size devrediyorum, Bayan Bell! Çabuk, <İsim>, yemekler benden, hadi gidelim!
(Constance ile konuştuktan sonra)
Jones: Off, Bayan Bell küplere bindi resmen! Bir daha onun kitaplarından birini okurken üzerinde yemek yersem ne olayım!
Jones: Çok korkunçtu, <İsim>, lanetlenmek istemiyorum!

Steven Crowe ile mahzen hakkında konuş.
Jones: Steven Crowe, mahzenin etrafında görülmüşsün diyorlar. Orası halka kapalı ve oraya girmek yasak. Neyin peşindesin acaba?
Steven: Lütfen, rica ediyorum bana Langelus deyin. O benim gerçek kimliğim. Ne işim olduğuna gelince de, bence özel bir mesele.
Jones: Özel, he mi? Arkadaşına olanlardan sonra oraya gitmek istemeyeceğini düşünmüştüm. Eğer oraya girdiysen başın belada demektir!
Steven: Pekala, Simon'a olanlar bayağı bir üzücü. Ama elinizde mahzene girdiğime dair kanıt olmadığına göre, gidebilirim değil mi?
(Steven ile konuştuktan sonra)
Jones: Şu Steven'mıdır, ya da her ne dememizi istiyorsa işte, kendisini çok zeki sanıyor ama değil işte. O mahzende yine bir teraneler dönüyor, ve bunun ne olduğunu öğrenmemiz lazım!

İncele: Mahzen.
Jones: Bir saniye, <İsim>, haklısın, burada ters bir şeyler var! Birisi bu defterin ilk sayfasını koparmış. Haydi sihirli tozumuz ile altındaki mesajı açığa çıkaralım!

İncele: Not Defteri.
Jones: Şimdi, bakalım şu korkunç mahzende bulduğumuz not defterinde ne yazıyormuş... "Ve üçüncü aysız gecede..." Bunlar ayin notları! Steven altına adını bile yazmış--
Jones: Oh! Dur bir dakika! Bu... <İsim>, bu paha biçilemez bir şey! Devamını dinle bak: "Eğer kim ölmüşün ilmini irfanını elde etmek isterse, çıplak ve tebeşire bulanmış halde, çürümüş et kabının çevresinde dans etmek zorundadır..."
Jones: Steven kafayı sıyırmış. Eminim Bay Milton bile ona bu ayinin gerzekçe olduğunu söyler... Ama onunla tekrar konuşmalıyız, bu sefer mahzene girdiğine dair elimizde kapı gibi kanıtımız var!

Steven Crowe'un mahzene girmesini engelle.
Jones: Elimizde not defterin olduğuna göre, mahzene izinsiz bir şekilde girdiğini doğrulayabiliriz. Şimdi öt bakalım! Amacın ne?
Steven: Sizden bana Langelus diye hitap etmenizi istemiştim! Ben hortlakların efendisiyim! Ve ayinin amacı Ophelia'nın batırdığı şeyi yeniden düzeltmekti. Bunun sayesinde eski ilmime tekrar ulaşacaktım ve sonra da--
Jones: Sonra da tımarhaneye tıkılacaktın. Çünkü eğer birisi seni çıplak bir halde et kabını etrafında dans ederken yakalarsa, sonun böyle olur! Harbi diyorum bak, gel şu ayinden vazgeç.
Steven: Siz ölümlüler istediğiniz kadar gülebilirsiniz! Ayin mükemmel olacak! Ve ben tekrardan Langelus olacağım!
Jones: Pekala! Ne halin varsa gör! <Rütbe> <İsim> seni çıplak halde dans ederken yakalasın da gör ne oluyor sonra! Ha bu arada, bu notlar izinsiz mahzene girmekten para cezasına çarptırılman için yeterli olan tek kanıttı.

Elvira Milton ile mezarlıkta buluş.
Alex: Bayan Milton! Sizi gördüğüme çok memnun oldum! Ben Alex Turner! Büyükbabanızın programını her gün takip eder, blogunu her gün okurum!
Elvira: Teşekkürler, ama rica ediyorum, bana Elvira de. Senden iyi bir elektrik alıyorum, Alex. Her ne kadar <Rütbe> <İsim> kadar olmasa da, epey bir kuvvetli!
Alex: Vallaha mı? Lütfen, bana insanların hislerini anlayabilmeyi öğret! Eminim Jones'un hisleri son derece saman gibidir...
Elvira: Pekala, ama ilk önce yardımınıza ihtiyacım var! Az önce mezarlıkta dolanan başı boş bir ruh fark ettim... Sanırsam bu Baron Salvadore'un ruhu.
Alex: Baron Salvadore'un ruhu mu? Bu harika! Şehrimizin tarihinden bildiğim kadarı ile, Baron yüzyıllardır hayatta değil!
Elvira: Aynen öyle. Ruhu şu zamana kadar huzur içindeydi. Belki mezar taşına bir şey olmuştur. <Rütbe> <İsim>, mezarının orada olması lazım, hadi ne olduğuna bir bakalım!

İncele: Grimsborough Mezarlığı
Alex: Jones’un bana söylediği kadar hızlısın <İsim>! O kocaman mezarlıkta bu kırık mezar taşını bulman sadece birkaç saniyeni almış!
Alex: Bu kesinlikle Baron’un mezar taşı! Sanırım mezar taşı düştüğünde hayaleti uyandırmış olmalı… Onarabilir misin? Eminim yardımcı olacaktır!

İncele: Kırık Taş
Alex: Bu mezarlık çok eski, bazı mezar taşlarının düşüp taş yığınlarına dönüştüğüne şaşmamalı… Bunu tekrar bir mezar taşı haline getirebildiğin için şanslıyız!
Alex: Hadi Elvira’ya mezar taşını toparladığımızdan beri Baron Salvadore’un kendini iyi hissedip hissetmediğini soralım!

Elvira Milton’a mezar taşına ne olduğunu anlat.
Elvira Milton: <Rütbe> <İsim>, Alex’ Ne yaptığınızı bilmiyorum ama Baron Salvadore’un ruhu aniden burayı terk etti! Sonsuz uykusuna geri döndü! Mezar taşını buldunuz mu?
Alex: Evet, bulduk ama kırılmıştı. Blogunda böyle şeylerin, ruhların uykusunu bozduğunu yazmıştın. Ama merak etme, <İsim> onu tamir etti! Baron artık huzur içinde uyuyabilir!
Elvira Milton: Bu muhteşem! Teşekkürler <Rütbe> <İsim>! Hayaleti gerçekten kayıptı, yaşadığı sırada ruhunun ne kadar güçlü olduğunu bilseydiniz…
Alex: Evet, zamanında çok başarılı bir insanmış. Bu bölgeyi onun kurduğunu biliyor muydunuz?
Elvira Milton: Tabii! Maalesef bölgenin sakinleri onu unutuyor... Her neyse, yetenekli birine benziyorsun Alex, ve oldukça da bilgilisin. İstersen ruhunu eğitebiliriz.
Elvira Milton: Ama senin eğitime ihtiyacın yok <Rütbe> <İsim>, yeteneklerin oldukça etkileyici. Ölülerden ziyade canlıların senin yardımına ihtiyacı var. Ruhani yeteneklerini geliştirmek için bunları alman yeterli!

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Also on Fandom

Random Wiki