Fandom

Criminal Case Wiki (TR)

Ölümcül Salgın/Diyaloglar

< Ölümcül Salgın

1.263pages on
this wiki
Add New Page
Comments0 Share

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Vaka Diyaloglar
Ölümcülsalgın.png

Bangalor'da...
Jack Archer: <İsim>, Bangalor'u ziyaret etmeyi hep istemişimdir, ama bu şartlar altında değil! Bizden yardım istedikleri bu esrarengiz salgın, daha önce gördüğüm hiçbir şeye benzemiyor!
Jack: Durum çok vahim. Tüm kentte insanları ağızlarında irin dolu yaralar çıkıyor ve birkaç saat içinde ölüyorlar!
Jack: Görünüşe bakılırsa doğal afetlerin ardından hastalıkların görünmesi çok normal bir durum.
Jack: Keşke daha fazla yardımımız dokunsaydı. SOMBRA'yla boğuşmak iyi geliyor, ama halen sessizler ve bu salgın yüzünden kendimi faydasız hissediyorum.
Jack: Angela ve Lars hastalık alanındaki uzmanlıklarından ötürü buraya çağırıldılar, ama onlar için endişeleniyorum. Durmadan çalışıp sonuç alamıyorlar...
Lars Douglas: İyiyim ben <İsim>! Bir kahve daha aldımmıydı turp gibi olurum!
Jack: Turplar asla formdan düşmez. Hem en son ne zaman uyudun sen?!
Lars: Bu hafta içinde bir ara olabilir. Her neyse <İsim>, Şiva Tapınağı'ndan aradılar. Salgın patlak verdiğinden beridir kapalıydılar ve tekrar açtıklarında bir ceset bulmuşlar.
Lars: Gelmemi istediler ama ben oldukça meşgulüm. Sen gider misin?
Jack: Gidip... Hastalıklı bir cesede mi bakalım??? Dalga mı geçiyorsun? Kendime de bulaştırma niyetinde değilim!
Lars: Hacı, sıkıntı olmaz. Hastalık havadan geçmiyor! Sadece doğrudan temasla geçiyor. Çıplak elle cesede dokunma yeter, <İsim>!
Jack: Tamam. Kahvaltıdan sonra hastalıklı cesetleri toplamayı kim istemez ki? <İsim>, Şiva Tapınağı'na gitmeden önce birkaç çift eldiven alsak iyi olur!

1. Bölüm

İncele: Şiva Tapınağı.
Jack Archer: Tövbe bismillah, şu ceset... bu koku... <İsim>, açıl kusacağım!
Jack: Şunlar... solucan mı??? <İsim>, bu ceset hayatımda gördüğüm en iğrenç şey, ki ben bir keresinde anne babasını yatak odasında görmüş bir adamım!
Jack: <İsim>, o çürümüş cesede neden yakından bakıyorsun? Hıı... evet. Ölü adamın elinde tuhaf, delik şeklinde bir yara var.
Jack: Kurbana bir şey enjekte edilmiş ve bu da giriş noktasında çirkin izler bırakmış...
Jack: Bir saniye. Böylesine çürümüş izler bırakan bir şey ilaç olamaz! Haklısın <İsim>, bu adam öldürülmüş!
Jack: Birini öldürmek için ölümcül bir salgının yaşandığı zamandan daha iyi bir zamanlama olabilir miydi acaba? Katil, kimsenin fark etmeyeceğini düşünmüş olmalı. Tabii senin burada olacağını hesaba katmamış!
Jack: Kurbanın adı... Öğrenci kimliğinde yazana göre "Sunil Dhudwar" Öğrenci miymiş? Umarım Angela'nın cesede otopsi yapmak için vakti olur!
Jack: Bakıyorum birkaç ipucu bulmuşsun bile! Bir heykel mi? Evet, cesede fazla yakındı, ve üzerinde garip bir şey var. Hadi süpürüp bundan ne çıkacağına bakalım!
Jack: Peki ya şu günlük? Diyor ki, "Mokşaya giden yolum."
Jack: Bana hiçbir şey ifade etmiyor, ama bu kızın fotoğrafını veri tabanından geçirip kim olduğunu ve eşyalarının cinayet mahallinde ne aradığını öğrenmeliyiz!
Jack: Şu salgın, bundan istifade eden şerefsiz bir katil olmadan da yeterince kötü zaten! Ama senin, katilin çarkına çomağı sokacağından eminim <İsim>!

Otopsi: Kurbanın Cesedi.
Angela Douglas: <İsim>, bugün salgınga on beş kişi daha öldü, o yüzden konuşacak pek vaktim yok.
Jack: <İsim> ile tapınakta bulduğumuz ölü öğrenci hakkında ufak bir özet geçsen? Lütfen ama lütfen. Filli lütfen!
Angela: <İsim>, ölüme yol açan şeyin, kurbanın kan dolaşımına bir şey enjekte edilmesi olduğunu düşünmekte haklıydı.
Angela: Ama henüz ne olduğunu bilmiyorum, çünkü kurban da salgına maruz kalmış ve hangi sorunun nasıl bir hasara yol açtığını söyleyebilmek zor. Ama araştırmaya devam edip bir şey bulunca haber vereceğim!
Jack: Bizim için başka bir şey daha bulmuş olmasısın, değil mi? Değil mi?
Angela: Jack, üç çocuğum ve bir de Lars'ım var. Yavru köpek bakışları bana sökmez. Ama iyi haberlerim var tabii!
Angela: Kurbanın kıyafetlerinde demirhindi, muskat, garam masala... ve yüksek oranda kırmızı biber buldum. Kısacası bunlar çok acılı bir Hint yemeğinin malzemeleri.
Angela: Kurbanın midesinde bunlardan yoktu, yani acılı yemek kalıntıları katilden gelmiş olmalı.
Jack: Yani katil acılı gıda tüketiyor! Onu içeriye tıktığımızda esas acının ne olduğunu görecek <İsim>!

İncele: Günlük.
Jack: Kurbanın cesedinin yakınında bulduğun günlükteki fotoğraf, Averly Worthington'a aitmiş... Görünüşe bakılırsa kendisi uzun süreliğine Hindistan seyahatine çıkmış bir Amerikalı.
Jack: Hadi gidip Averly'ye eşyalarının kurbanın cesedinin yanında ne işi olduğunu soralım!

Averly Worthington'a eşyalarının neden cinayet mahallinde olduğunu sor.
Averly Worthington: Ommmmmmm...
Jack: Iıı, Bayan Worthington?
Averly: Mantramı bozdunuz! Ruhani yönünüzün olmadığı belli oluyor, yoksa yoganın, salgın zamanında sağlığınızı korumak için acayip önemli olduğunu anlardınız!
Jack: Oooldu. Her neyse, <Rütbe> <İsim> günlüğünüzü Şiva Tapınağı'nda, Sunil Dhudwar'ın cesedinin yakınında buldu...
Averly: Sunil öldü mü??? Bu çok kötü!
Jack: Aha, demek Sunil'i tanıyordun!
Averly: Şey, ben... Onu çok da iyi tanımıyordum. Sunil ile birkaç kez çıkmıştık. Üniversitede birkaç derse birlikte girdik.
Averly: Çabuk ayrıldık. Çok farklıydık! Sunil benimle meditasyon yapmak yerine bilim hakkında zırvalayıp duruyordu.
Jack: Neyse, <Rütbe> <İsim> ile sana başka sorularımız olabilir, yani fazla uzaklaşma! Bir de salgından korunmak için sırf yogaya bel bağlamasan iyi olur...

İncele: Ganeşa Heykeli.
Jack: Kurbanın yakınında bulduğun o Ganeşa Heykeli'ndeki sarı tozdan bir örnek alarak iyi iş çıkardın <İsim>! Heykel cesedin epey yakınındaydı, bu durumda faydalı bir ipucu olmalı. Bu tozun ne olduğunu öğrenmeliyiz.
Jack: Ama Lars şimdi meşgul, onu rahatsız etmek için hiç uygun bir zaman değil... Bizde kendimiz hallederiz! Hadi bu tozu mikroskop altına sokalım!

İncele: Sarı Toz.
Jack: Kurbanın cesedinin yakınında bulduğun heykeldeli polen, aşoka ağacının poleniymiş... Aşoka ağacı ney lan?
Armand Dupont: Müsaade var mı <İsim>? Aşoka ağacı Hinduizm'de kutsal kabul ediler. Bir takım mitolojik varlıklarla ilişkilidir ve...
Jack: Dupont! Senin yaşında birinin burada bulunması doğru mu sence? Hastalık senin için çok daha tehlikeli olabilir, biliyorsun!
Dupont: Quoi??? Ben hayatımın baharında bir adamım! Senin için ise aynısını söylemiyorum Archer!
Dupont: Her neyse <İsim>... Aşoka ağacından bahsetmen ilginç geldi. Buralarda bu ağacın sadece Lalbagh Botanik Bahçeleri'nde yetiştiğini biliyor muydun?
Jack: Gerçekten mi? O zaman gelecek istasyon botanik bahçeleri! Hadi gidelim <İsim>!

İncele: Botanik Bahçeleri.
Jack: Hey, aldığın şu fotoğrafta kurbanın yüzü var <İsim>! Tahminin doğruymuş, kurban buraya gelmiş! Hadi telefonun kilidini açıp içine bakalım!
Jack: Başka ne buldun? Yırtık bir kağıt mı? Doğru, yersiz görünen her şey süphelidir. Toparlayıp ne olduğunu görebiliriz!
Jack: Şu çiçekler de sanki bir şeyi saklamak için topluca atılmış... Bakalım altından ne çıkacak <İsim>!

İncele: Kurbanın Telefonu.
Jack: Kurbanın telefonunu açarak güzel iş çıkardın! Bakalım ne diyor...
Jack: Kurbanı en son arayan kişi Profesör Patil diye birisi.
Jack: Haklısın <İsim>, bu profesörle konuşmalıyız, hem de hemen!

Ayush Patil'e kurbanı neden aradığını sor.
Ayush Patil: <Rütbe>? Nasıl yardımcı olabilirim?
Jack: Bay Patil, <Rütbe> <İsim> Sunil Dhudwar'ın cinayetini araştırıyor ve size onunla ilgili birkaç soru sormak istiyorduk.
Patil: Sunil öldürüldü mü? Olamaz! Kim yapar ki bunu?
Patil: Sunil üniversitedeki sosyoloji derslerimden birine katıldı, ama asıl bölümü bilimdi. Çok parlak bir çocuktu.
Jack: Sunil'in telefon kayıtlarına bakarsak, ölmeden önce onu en son arayan kişi sizmişsiniz!
Patil: Ne kadar üzücü! Son felaketlerden sonra iyi olup olmadıklarını sormak için tüm öğrencilerimi aradım, ama bunun Sunil'le son konuşmam olacağı aklıma gelmemişti.

İncele: Yırtık Kağıt.
Jack: <İsim>, bulduğun şu yırtık kağıt Gourav Gajd... Gajer... Gajendragadkar adlı birinin konser biletiymiş!
Jack: Bilette de kurbanın adı yazılı! Demek Sunil, cinayetten hemen önceki gün düzenlenen bu konsere gitmiş!
Jack: Haklısın <İsim>, bu sıradan bir bilet değil... Bu bir sahne arkası bileti! Yani kurban, ölümünden önceki gece bu şarkıcıyla yüz yüze konuşmuş olabilir mi?
Jack: Uzak ihtimal olduğunun farkındayım <İsim>, ama ipucu denizinde yüzdüğümüz de söylenemez. Hadi şu Gourav ile konuşalım!

Gourav Gajendragadkar'a kurbanı tanıyıp tanımadığını sor.
Gourav Gajendragadkar: Sadık hayranlarım benim! Sinsi sinsi imzamı almak için beni ofisinize çağırıyorsunuz ha! Büyük Gourav'ı görmek için her mazeret işiniize gelir, değil mi?
Jack: <Rütbe> <İsim> ve ben hayranınız değiliz, Gourav Bey! Size bazı sorularımız...
Gourav: Eğer röportaj istiyorsanız menajerime danışın! Şimdi zamanım yok, önemli biriyim ben!
Jack: Menajerinizi falan istemiyoruz! Sizinle üniversite öğrencisi Sunil Dhudwar'ın cinayeti hakkında konuşmak istiyoruz!
Jack: Sunil ölmeden önce konserinize gelmiş, hatta sahne arkası girişi varmış. Onunla karşılaştınız mı?
Gourav: O kadar çok hayranım var ki hepsini hatırmamam mümkün değil! Bu Sunil adını da daha önce duydum mu onu bile hatırlamıyorum.
Gourav: Ama neyi duydum biliyor musunuz? Salgını! Ve enfeksiyon kapabileceğim bir yerde olmaya dayanamıyorum! Hindistan benim gibi yetenekli bir müzisyenin kaybını kaldıramaz!
Gourav: "Gitmem gerek, adanmışlığınız bile beni burada tutamaz!"
Jack: Allah'ım sen aklıma mukayyet ol! Hele şükür bu herifle işimiz bitti <İsim>!

İncele: Çiçek Yığını.
Jack: Demek o çiçeklerin altında gerçekten de bir şey varmış <İsim>! Şu tuhaf lekeli beze bak. Umarım Lars bize bunun ne olduğunu söyleyebilir!

Analiz et: Lekeli Bez.
Lars Douglas: <İsim>, sana yeni bir... komik şeyim var. A... Alo...
Jack: Aga, bu seferlik yapmasan? Salgın yüzünden çok meşgul olduğunun farkındayım. <İsim> ile botanik bahçelerinde bulduğumuz lekeli bezden bahset yeter!
Lars: Kumaşın üstünde birkaç tane madde vardı... Bunlarda iki tanesi kloroform ve kurbanın DNA'sı.
Jack: Bir saniye, yani katil kurbanı kloroformla bayıltmak için bu bezi kullanmış!
Lars: Ay... nen öyle! Ayriyetten, kumaşın üstünde mango lassi izleri vardı.
Jack: Mango lassinin ne olduğunu bileydim iyiydi.
Lars: Sen hiç mango lassi içmedin mi hacı? Eğer laboratuvardan çıkabilirsem sana bir tane ısmarlayacağım. Yoğurtla yapılan leziz bir Hint içeceği. Bir nevi Hint ayranı yani.
Lars: Ölü öğrencinin midesinde mango lassi yoktu, yani bezin üstündeki lekeler katilden gelmiş olmalı!
Jack: Yani katil mango lassi içiyor! Sen peşindeyken <İsim>, bu onun mangoyla son tangosu olacak!

Kısa süre sonra...
Jack: <İsim>, bu vaka beni afallattı. Bangalor'a gizemli bir salgından ötürü Angela ve Lars'ın yardımı istendiği için geldik...
Jack: Gelir gelmez de bilim öğrencisi Sunil Dhudwar'ın yakınlardaki bir tapınakta çürüyen cesedini bulduk.
Jack: Başta kurbanın salgın kurbanlarından biri olduğunu düşünmüştük, ama sonra ona ölümcül bir şeyin enjekte edildiğini fark ettik!
Angela: <İsim>! Ne yapıyorsan hemen bırak! Sonunda kurbanı neyin öldürdüğünü bulduk!
Lars: Sunil, salgına yol açan virüsün enjekte edilmesiyle öldürülmüş!
Jack: Yani Sunil'e salgın mı enjekte edilmiş?!
Lars: Evet, kardeşim! Birileri Sunil'e virüsü kasten enjekte etmiş ve diğerleri de ondan enfeksiyon kapmış! Sunil salgının merkez üssü yani!

2. Bölüm

Angela Douglas: <İsim>, başta kurbanın eline enjekte edilen zehir ile salgını ayırt edememiştim. Nedeni ise...
Angela: Bunların birbirinin aynısı olması! Sunil, salgına yol açan virüsün enjekte edilmesiyle öldürülmüş!
Jack Archer: Yani Sunil'e salgın mı enjekte edilmiş?!
Lars Douglas: Evet, kardeşim! Birileri Sunil'e virüsü kasten enjekte etmiş ve diğerleri de ondan enfeksiyon kapmış! Sunil salgının merkez üssü yani!
Angela: Bu salgını araştırırken bir şeylerin yerine oturmadığını fark ettik. Yönlendirmeli mutajenez tarafından tetiklenmiş yapay mutasyonlara dair emareler vardı. Bu virüs insan yapımı!
Lars: Eğer Sunil'i kimin öldürdüğünü bulursak, salgını salanı da bulmuş olacağız!
Angela: Hatta bu sayede hastalığın tedavisini bile bulabiliriz!
Jack: O zaman Sunil'in katilini bir an önce bulmalıyız! Sence bu virüs nereden gelmiş olabilir?
Angela: Bilmiyorum. Bu virüsün tüm tıbbi müdahalelere gösterdiği direnç, bana Yeni Delhi'de O.M. Medilab tarafından dağıtılan deneysel ilacı anımsattı... Ama bu sadece bir tahmin.
Jack: Allah kahretsin, bir an önce yeni ipuçlarına ihtiyacımız var! Doğru dedin <İsim>, Sunil bir üniversite öğrencisiydi... Hakkında daha fazla bilgi edinmek için üniversiteyi araştırmalıyız!

İncele: Üniversite Girişi.
Jack: Ne buldun <İsim>? Bir üniversite bilgisayarı mı? Haklısın, burada mutlaka Sunil hakkında bir şeyler olmalı! Eminim şifresini kırarsın!
Jack: Yalnız şu minderdeki saçı vakumlarken dikkatli ol <İsim>. Virüs bulaşmış olabilir!

İncele: Minder.
Jack: <İsim>, umarım minderdeki saçı süpürürken virüse karşı gereken önlemleri almışsındır. Eğer gerektiğini düşünüyorsan, bu saçı Lars'a gönderelim...

Analiz et: Saç.
Lars Douglas: Amma hünerli bir virüsmüş be... Viryonların yirmi eşkenar üçgen yüzlü evrelere bağlı sarmal bir...
Jack: Hacı, meşgul olduğunu biliyoruz ama saç için buradayız!
Lars: Ne? Saçın böyle iyi aga!
Jack: <İsim> ile üniversitedeki minderde bulduğumuz saçı diyorum! Hadi ama konuş artık da... Saç baş yoldurtma bize.
Lars: Heh, peki. Şu saç... aslında tanıdık bir kaynaktan. <İsim> Warren Goodfellow'u hatırlar, hani şu Artan Umut STK'dan olan arkadaş var ya!
Jack: Ha? Salgın esnasında Warren'ın burada olmasını anlarım da, kurbanın üniversitesinde ne işi varmış ki? Bence de <İsim>, gidip onunla konuşsak iyi olur!

Warren Goodfellow'a üniversitede ne yaptığını sor.
Warren Goodfellow: Seni tekar gördüğüme sevindim <Rütbe> <İsim> ama kısa keselim, çünkü bu sağlık krizi yüzünden işim başımdan aşkın! Artan Umut hayat kurtarmak için var gücüyle çalışıyor!
Jack: Bizde bu yüzden buradayız. İnsan yapımı virüs salgınının ilk taşıyıcısı Sunil Dhudwar'ın cinayetini araştırıyoruz.
Warren: Ne? Salgın insan yapımı mıymış? Yani kasten mi halka bulaştırılmış diyorsunuz???
Jack: Aynen öyle diyoruz ve Sunil'i öldürüp virüsü yayanı bulmaya çalışıyoruz. Üniversitede ne yapıyordunuz?
Warren: Aslında konuk öğretim üyesi olarak davet edilmiştim. Hoş bir mola olacağını düşünmüştüm, oturup mango lassimi içecek, güneşin tadını çıkaracaktım... Ama birden işler çığırından çıktı.
Warren: Keşke daha fazla yardımım dokunsaydı, ama bu ilk taşıyıcının kim olduğunu bilmiyorum ve zaten çok meşgulüm. Söyleyecekleriniz bu kadarsa işime dönmem gerekiyor.

İncele: Üniversite Bilgisayarı.
Jack: Görünüşe göre kilidini kırdığın bilgisayar, üniversitenin Bölüm Başkanlarının bir listesini gösteriyor...
Jack: Doğru <İsim>, kurbanın bilim okuduğunu biliyoruz. Bakalım... Fen Fakültesi Başkanı Dr. Shweta Noorani adında biriymiş. Onunla mutlaka konuşmalıyız!

Shweta Noorani'ye kurbanı sor.
Jack: Dr. Noorani? <Rütbe> <İsim> sizinle öğrenciniz Sunil Dhudwar'ın cinayeti hakkında konuşmak istiyor.
Jack: Şu salgına yol açan virüs ona enjekte edilmiş...
Shweta Noorani: "Enjekte edilmiş" derken ne demek istiyorsunuz?!
Jack: Bakın, virüs insan yapımı ve bu yüzden...
Noorani: O kısmı açıklamanıza gerek yok, insan yapımı olduğunu biliyorum! Yapan benim çünkü ve Sunil'de yardımcımdı!
Jack: Neey??? İki hafta içinde yüzlerce insanı öldüren virüsü SİZ mi yaptınız?!?!
Noorani: Virüs sadece bir araştırma deneyiydi! Laboratuvardan asla dışarıya çıkmaması gerekiyordu! Üniversite güvenlidir, sadece öğrenciler ve personel girebilir. Ayrıca zorla girilme falan da olmadı!
Noorani: Salgın patlak verene kadar virüsün çalındığını fark etmemiştim bile, o zamandan beridir de tedavisini bulmaya çalışıyorum. Endişemden yemeden içmeden kesildim, en sevdiğim acılı vindalomu bile yiyemiyorum!
Jack: Yeterince hızlı çalışmıyorsunuz ama! Virüsle ilgili her türlü bilgiyi uzmanlarımıza aktaracağınızı düşünüyorum. Ayrıca <Rütbe> <İsim> ile gözümüz üstünüzde olacak!

Bir süre sonra...
Jack: <İsim>, biraz ilerleme kaydedebildik ama yeteri kadar değil! Sunil'in katilini yakalayıp salgını durdurmak senin elinde!
Jack: Haklısın, tapınağa geri dönüp kaçırdığımız bir ipucu var mı bakalım. Hadi gidelim!

İncele: Tapınak Avlusu.
Jack: Iyy, şu cafcaflı cep saatinin üzerinde kan var! Ya buna virüs bulaşmışsa <İsim>? O şeye elimi bile sürmem! Kan örneğini sen alsan?
Jack: Bulduğun öğrenci denemesinde Sunil'in adı var. Denemenin bazı kısımları silinmiş ama bunları ortaya çıkaracağından eminim!
Jack: Yalnız şunu ofiste halletsek. Kurbanın cesedi burada olmasa da kokusu halen burnumda!

İncele: Silinmiş Makale.
Jack: Tapınakta bulduğun kurbanın denemesi epey kötü not almış. %10. Oha, çok sert! Şu yoruma bak hele: "Sosyolojiden zerre anladığın yok!"
Jack: Haklısın <İsim>, bunu hangi hocanın yazdığını gayet iyi biliyoruz çünkü Sunil'in sosyoloji profesörüyle daha önce tanıştık. Onunla son konuşmamızda Sunil'i yere göğe sığdıramıyordu!
Marina Romanova: <İsim>, istemeden konuşmanıza kulak misafiri oldum. O yorum sert olmaktan ziyade küçük düşürücü! Bu da altında ciddi sorunlar yattığına işaret ediyor.
Marina: Şu profesörle konuşmaya ben de gelmek istiyorum <İsim>.
Jack: Harika! Siz Ayush Patil'le konuşun sonra da beni bulup nasıl geçtiğini anlatın!

Ayush Patil'le kurbanın makalesine yaptığı sert yorum hakkında konuş.
Marina: Bay Patil, Sunil'in denemesi için iğneleyici yorumlar yaptığınızı düşünüyoruz. Bize onun ne kadar akıllı olduğunu ve onu ne kadar sevdiğinizi söyledikten sonra bu...
Ayush Patil: Haa, şu deneme... Nereden buldun onu <Rütbe> <İsim>?
Marina: Yorumlarınıza bakacak olursak Sunil çok sinir bozucu bir öğrenciymiş.
Patil: Evet! Yani, hayır. Yani, Sunil'e düşük notlar vermiş olabilirim ama bunun nedeni, her ne kadar bilim de çok parlak da olsa sosyolojiden hiçbir şey anlamıyordu!
Marina: Ne de olsa kendisi bir bilim öğrencisiydi en nihayetinde... Ama bu sizin için zor olmuş olmalı!
Patil: Beni çıldırtıyordu! Zeki olması gerekirken, gönderdiği her makale, yaptığımız her tartışma benim söylediklerimin tek bir kelimesini bile anlamadığını gösteriyordu.
Patil: Yazılarını okumak, beş yıldızlı bir restorana gidip leziz bir acılı yemek beklerken, önüme tatsız bir lapa konması gibiydi. Ondan daha iyisini bekliyordum!
Marina: Bu konudaki duygularınız orantısız derecede güçlü Bay Patil! Eminim <Rütbe> <İsim> bunu aklında tutacaktır!

İncele: Cep Saati.
Jack: Tapınata bulduğun cep saatinden kan örneği alarak iyi iş çıkardın <İsim>. Lars'a iş yüklemek hiç içime sinmiyor ama bunu ona göndermek zorundayız!

Analiz et: Kan.
Lars: Daha dün annemizin, küçük virüs... Ne olduğunu öylesine merak ediyorum ki...
Jack: Iıı, aga? <İsim>'in tapınakta bulduğu cep saatinden aldığı kan hakkında bize neler söyleyeceksin?
Lars: Kan... ha evet, kan. Şu herife ait, hani vardı ya? Şarkı söyleyen tip. Adı Gourav'dı.
Lars: İlginçtir ki popstarımızın DNA'sı kurbanınkiyle genetik olarak eşleşiyor!
Jack: Sunil, Gourav'la akraba mıymış???
Lars: Ay... nen. Gourav kurbanın babası!
Jack: Bir de Gourav efendi Sunil'i tanımadığını iddia etmişti! Bize bunu izah etse iyi olur <İsim>!

Gourav Gajendragadkar'ı kurbanın babası olması konusunda sorgula.
Jack: Bize yalan söyledin Gourav! Sunil'i tanımıyorum demiştin ama meğersem onun babasıymışsın!
Gourav Gajendragadkar: Kutsal olan her şey aşkına, bunu nasıl öğrendin <Rütbe> <İsim>?? Şşş, kimseler duymasın! Bunu kimse bilmemeli! Şey, içeceğimi bırakayım da biraz konuşalım...
Gourav: Sunil benim gayrimeşru oğlumdu. Annesiyle tanıştığımda zaten evliydim.
Gourav: Onunla ilişkimiz, acılı ve bol baharatlı leziz bir köri gibiydi!
Gourav: Ama sonra hamile kaldı ve benim Sunil'i kabul etmem koca bir skandal olurdu! Kariyerim biterdi! Bir ilişki nedeniyle kendimi yok edemeyecek kadar harika biriyim ben!
Jack: Peki Sunil öğrendi mi? Onu susturmak için mi öldürdün?
Gourav: Hayır, ben öldürmem! Şarkı söylerim! İyi de söylerim! İsterseniz şimdi hemen şarkı söyleyeyim ve bu meseleyi de unut...
Jack: Bak ne diyeceğim Gourav, eğer oğlunu öldürdüysen şarkılarını hapiste söylersin artık!

Daha sonra...
Lars: Virüs araştırmamızda bize yardımcı olacak bir şey bulabildin mi <İsim>?
Jack: Pek sayılmaz. Ekibi, salgınla mücadele etmek için Bangalor'a çağırdıklarında, buna insan yapımı bir virüsün neden olduğu aklımın ucundan bile geçmemişti ne yalan söyleyeyim...
Jack: Ya da salgının nasıl başladığının cevabının, bir üniversite öğrencisinin cinayetinde olabileceği.
Jack: Ama eğer virüsü Sunil'e enjekte edeni bulabilirsek virüsü laboratuvardan çalıp halkın üzerine salanı da bulmuş olacağız demektir!
Jack: Dr. Noorani virüsün, laboratuvardan asla çıkmaması gereken bir araştırma projesi olduğunu iddia ediyor... Ama sözüne güvenebilir miyiz?
Lars: Umarım bu vakayı en kısa sürede çözersin <İsim> yoksa... yoks...
Jack: Kardeşim? Hey, iyi misin?
Lars: Gayet iyiy...
Lars: .....
Jack: LARS!!!

3. Bölüm

Lars Douglas: <İsim>, ben... be...
Lars: .....
Jack Archer: LARS!!!
Jack: <İsim>, imdat! Ne yapacağız şimdi?! İlk yardım, kalp masajı, ambulans, bir şeyler yapın!!!
Jack: Haklısın, Lars'ı revire götürmeliyiz! Ben onu taşırım, sen önden git, hadi!

-Büro revirinde...-
Jack: Neler oluyor Angela?! Lars iyi mi?
Angela Douglas: Hayır, değil! Ağzındaki yaralara bak! Bunun anlamını biliyor olmalısın!
Jack: Olamaz!! Sakın bana onun... Hayır, gerçek olamaz bu!
Angela: İnkar etmenin lüzumu yok. Lars'a virüs bulaşmış!
Angela: Halen de tedavisini bulamadık. Eğer bir an önce bulamazsak Lars yarına çıkamayacak!
Jack: Hayır! En iyi dostumun ölmesine izin veremeyiz <İsim>!
Jack: Haklısın, ilk hastayı öldürüp salgının yayanı bulursak hastalığın tedavisini de bulabiliriz!
Jack: Virüs üniversiteden çalınmıştı, o zaman orayı arıyoruz! Lars, dayan kardeşim!

İncele: Giriş Holü.
Jack: <İsim>, Lars'ın hayatı pamuk ipliğine bağlı, kaybedecek bir saniyemiz bile yok! Hadi şu ipuçlarına hemen göz atalım!
Jack: Doğru, o yırtık fotoğraf şüpheli görünüyor, birleştirirsek bize iyi ipucu verebilir!
Jack: Şu kilitli evrak çantası bir öğrenciye aitmiş gibi durmuyor... Hadi şifresini kırıp içine bakalım.
Jack: Şu el konulmuş eşyalar kutusunda mutlaka önemli bir ipucu olmalı. Hadi hemen içini arayalım!
Jack: Lars ölümün pençesindeyken hiçbir şey düşünemiyorum. Ama doğru diyorsun <İsim>... Ona yardım etmenin en iyi yolu soruşturmaya odaklanmak. Zor da olsa odaklanmaya çalışacağım!

İncele: Yırtık Fotoğraf.
Jack: Toparladığın fotoğrafta kurban var!
Jack: Bir saniye, Artan Umut tişörtü mü giyiyor???
Jack: Fotoğrafta diyor ki: "İlk gönüllülük günü!" Demek Sunil, bu STK ile bir öğrenci projesi yapmış!
Jack: Bir de Warren bize Sunil adını hiç duymadığını söylemişti. Bakalım bu sefer plağı değiştirecek mi!

Warren Goodfellow'u kurbanla birlikte çalışması konusunda sorgula.
Jack: Bay Goodfellow, bize Sunil'i tanımadığınızı söylemiştiniz, ama elimizde kendisinin sizin STK'da gönüllü olduğuna dair kanıt var!
Warren Goodfellow: Ah... şu küçük, önemsiz detay... Bunu nasıl öğrendin <Rütbe> <İsim>?
Warren: Evet, Sunil Artan Umut'ta staj yaptı. Gayet kitaba uygun, şüphelenilecek bir durum yok!
Jack: <Rütbe> <İsim> bize yalan söylemiş olmanız konusunda oldukça şüpheli ama! İnsanların hayatı söz konusu burada Bay Goodfellow!
Warren: Unutmuşum işte! Aklımda zaten yığınla şey var, hele ki şu virüs salgınından sonra! Elbette çocuğu tanıyordum, bazen onunla dışarıda acılı Laal Maas yiyorduk...
Warren: Birisini tanımak suç değil ya. Sizi bilmem ama ben tanıdıklarımı öldürmem!
Jack: Yüzlerce insan öldü ve meslektaşımız ölümle cebelleşiyor! Bay Goodfellow, eğer bu kez de yalan söylüyorsanız, sıradaki tanıdığınız hücre arkadaşınız olur, ona göre!

İncele: El Koyulmuş Eşyalar.
Jack: El konulmuş eşyalar kutusunda bir adet tasarım buldun! Üzerinde silik bir yazı var... Hemen pudra fırçasını çıkaralım <İsim>! Kaybedecek bir saniyemiz bile yok!

İncele: Silinmiş Tasarım.
Jack: Tasarımdaki notta diyor ki "Sunil'in laboratuvarı. Daha sonra işe yarayacak."
Jack: "Sunil'in laboratuvarı" mı?! Demek bu, virüsün yaratıldığı laboratuvarın kat planı!
Jack: Katilin laboratuvara girdiğini biliyoruz, o yüzden bunu kim yapmaya kalktıysa son derece şüpheli. Bunu kimin yazdığını bulmalıyız!
Jack: Doğru dedin <İsim>, Sunil'in adının etrafına kalpler çizebilecek yalnızca bir kişi var.
Jack: Umarım Averly'nin bu konuda makul bir açıklaması vardır!

Averly Worthington'ı laboratuvar tasarımı hakkında sıkıştır.
Jack: Averly, Sunil'in laboratuvarının tasarımını nereden buldun?
Averly Worthington: Tasarım mı? Ne tasarımı?
Jack: Dalga geçmiyoruz burada Averly! Sunil'i öldüren virüs o laboratuvarda yapıldı! Orada ne arıyordun?
Averly: Öff, bağırışlarınız evrendeki tüm titreşimleri rahatsız ediyor! Tamam, beni yakaladınız, tasarımı aldım ama salak bir virüs yüzünden değil.
Averly: Laboratuvarda hap bulurum diye düşünmüştüm! Anlarsınız ya, beni üst boyuta çıkaracak bir şeyler. Tek başına mango lassi kesmiyor.
Averly: Ama hiçbir şey bulamadım. Sadece... bilimsel şeyler vardı.
Jack: Virüsü almadan çıkıp gittiğine inanmalı mıyız peki?!
Averly: Virüsü kim ne yapsın? Virüsler korkunçtur! Her yerde insanlar hasta! Daha geçen gün güzel bir tavuklu Maldiv körisi yerken garsonum pat diye yere yığılıverdi!
Averly: Ama ben yoga yapıyorum ve hasta değilim. İnsanlar benim gibi daha ruhani olmalı, bu sayede sağlıklı kalabilirler.
Jack: Yeter! Sunil'i sen öldürdüysen, artık hapiste kendini yogayla rahatlatırsın!

İncele: Evrak Çantası.
Jack: Bu ne lan! Kilidini açtığın o evrak çantası parayla dolu!
Jack: Doğru, çantada bir ne not var! Bakalım ne diyor...
Jack: Üzerindeki Hintçe yazıyı okuyamıyorum, ama bir saniye, notta O.M. Medilab'ın logosu var!
Jack: Yeni Delhi'deki ne idüğü belirsiz ilaç olayının arkasında da bu O.M. Medilab yok muydu? Bu notu derhal Dupont'a göndermeliyiz!

Analiz et: Not.
Armand Dupont: <İsim>, üniversite bulduğun evrak çantasının içindeki not Kannada dilinde yazılmış!
Dupont: Kannada, genellikle Bengaluru'nun başkenti olduğu Güney Hindistan eyaleti Karnataka'da konuşulan bir dildir. Bengaluru diyorum çünkü Bangalor'un yeni resmi adı artık böyle, bu yüzden...
Jack: Dupont, sadede gel! Biz konuşurken Lars ölüyor! Bize bu notun ne olduğunu ve O.M. Medilab'ın bununla ne ilgisi olduğunu anlat!
Dupont: Mille pardon <İsim>! Kendimi kaptırmışım...
Dupont: Notta diyor ki "Virüsünüzü test etmeniz için ufak bir teşvik, Dr. Noorani!"
Jack: Nee??? O.M. Medilab, yarattığı virüsü test etmesi için Dr. Noorani'ye rüşvet mi teklif etmiş?!
Jack: O.M. Medilab'ın adı en son geçtiğinde, tedavi etmesi gereken hastalıklardan daha ölümcül bir ilacı test ediyorlardı...
Jack: Şimdi de Noorani'den virüsünü test etmesini istiyorlar, öyle mi? Ama kimin üstünde? Sunil'in mi?
Jack: Bir an önce Dr. Noorani ile konuşmalıyız <İsim>!

Shweta Noorani'yi virüsü test etmek için aldığı para konusunda sorgula.
Shweta Noorani: <Rütbe> <İsim>, beni tam çıkarken yakaladın! Profesör Patil'le birlikte mango lassi almaya gidiyordum.
Jack: Yarattığınız virüs kent nüfusunu kırıp geçirirken bir şeyler içmeye gidebilmeniz ne hoş ama!
Jack: Gerçi virüsü salmak için rüşvet teklifi aldığınızı göz önünde bulundurursak, buna pek şaşırmamak gerek!
Noorani: Ne? Neyden bahsettiğini bilmiyorum <Rütbe> <İsim>.
Jack: O.M. Medilab'ın, virüsünüzü insanlar üzerinde tdenemeniz için size gönderdiği parayı bulduk Dr. Noorani!!! Bunu nasıl yaparsınız?!
Noorani: Ben... Açıklayabilirim...
Noorani: O.M. Medilab benimle bir yıl önce irtibata geçti ve benden pazarlamak istedikleri antiviral bir ilaç üzerinde deney yapmamı istedi.
Noorani: Ama hemen bu ilacın tehlikeli olduğunu fark ettim tabii! Acımasız bir virüs doğurabilirdi!
Noorani: Hayret verici bir araştırmaydı! İlacın en tehlikeli bileşenlerini ayrıştırarak saf bir süper virüs yaratmayı başardım.
Jack: Sonra da bunu asistanınıza enjekte etmeye mi karar verdiniz? O sizin kobay fareniz miydi yoksa salgını kasten mi başlattınız?
Noorani: Hayır! Lütfen inanın bana! Virüsü insanlar üzerinde denemeyi reddettim! Rüşveti geri çevirdim!
Jack: Yarattığınız şey yüzlerce insanı öldürdü ve meslektaşımızı da her an öldürebilir! Eğer tüm bunları başlatan sizseniz, şimdiden kendinizi parmaklıklar ardında görmeye başlayabilirsiniz!
(Noorani ile konuştuktan sonra)
Jack: Allah kahretsin <İsim>! O.M. Medilab bu ilacın tehlikeli olduğunu bilmekle kalmamış, üstüne bir de bundan bir virüs elde etmek istiyormuş!
Jack: Virüs tam anlamıyla bir biyolojik silah! Bunu neden istesinler ki? Kim bu herifler? Salgını durdurmak bir numaralı önceliğimiz <İsim>, ama ileride bir gözümüz mutlaka bu O.M. Medilab'ın üstünde olacak!

Daha sonra Büro revirinde...
Angela: Gözünü seveyim bir şey buldum de <İsim>. Lars her geçen dakika solup gidiyor!
Jack: Biz de bunun için buradayız. Onu görmek için...
Lars: .....
Jack: Onu bu halde görmek hiç kolay değil. Diren kardeşim!
Angela: Jack, topla kendini! <İsim> ile senin her şeyinizi bu vakaya vermenizi istiyorum! Bana iyi haber verin!
Jack: Pekala, O.M. Medilab konusundaki tahmininde haklı çıktın. Bu işin içindeler ve Dr. Noorani'den virüsü test etmesini istemişler. Ama salgını aslen kimin başlattığına dair halen sert bir kanıtımız yok...
Jack: Haklısın <İsim>, katil Sunil'e kloroformu botanik bahçelerinde vermişti. Orada bir şeyi atlamış olabiliriz!
Jack: Hadi botanik bahçelerini tekrar arayalım <İsim>! Lars'ı kurtarmak için son şansımız olabilir!

İncele: Bahçe Çeşmesi.
Jack: Allah kahretsin, aldığın o güvenlik kamerası kırılmış! Bunu toparlayabilir misin <İsim>?
Jack: Şu yeni kazılmış toprak da sanki birisi buraya bir şey gömmüş gibi duruyor... Bakalım ne çıkacak. Zaman daralıyor!

İncele: Kırık Güvenlik Kamerası.
Jack: Allah'a şükür ki şu güvenlik kamerasını toparladın <İsim>. Hadi bunu Elliot'a götürelim! Kaybedecek vaktimiz yok!

Analiz et: Güvenlik Kamerası.
Elliot Clayton: <İsim>, az önce Lars'ı ziyaret ettim ve... Onu bu halde görmek çok zor.
Jack: İnan bana biliyoruz. Ama ona yardım edebilmemizin tek yolu bu soruşturmayı yürütmek. <İsim> ile botanik bahçelerinde bulduğumuz bu güvenlik kamerası hakkında bize ne söyleyebilirisin?
Elliot: Cinayetin asıl işlendiği yer botanik bahçeleri! Kamera, tam da cinayet günü kurbanı bilincini yitirip yere yığılırken kaydetmiş!
Elliot: Sunil düştükten sonra da birisi kameraya yaklaşarak devre dışı bırakıyor!
Jack: Gözünü seveyim katili gördüğünü söyle!
Elliot: Katil gizlenecek kadar zekiymiş, ama kamera yine de kıyafetlerini bir anlığına da olsa yakalamış. Bu da bizim için büyük gelişme! Katil bir broş takıyor!
Jack: Demek katil broş takıyor! Artık kıçını da yırtsa senden kaçamayacak <İsim>!

İncele: Toprak Yığını.
Jack: O toprak yığınının içinde bir şırınga mı buldun?? <İsim>, aradığımız ipucu bu olabilir! Hadi bunu hemen Angela'ya gönderelim!

Analiz et: Şırınga.
Angela: Botanik bahçelerinde gömülü halde bulduğun şırıngada virüs varmış <İsim>!
Jack: Demek katil, kurbana virüsü enjekte etmek için bu şırıngayı kullanmış!
Angela: Evet, ama dahası, şırınga da DNA kalıntıları buldum. Çok fazla yoktu, o yüzden pek bir şey söyleyemiyorum ama...
Jack: Allah kahretsin, BİR ŞEYLER olmalı!
Angela: Bana atarlanma Jack, hayatı tehlikede olan benim kocam! Tedaviyi bulabilmek için katili yakalamamız gerektiğinin ben de gayet farkındayım!
Angela: Dediğim gibi şırınga da pek DNA yoktu o yüzden tek diyebileceğim katilin bir erkek olduğu!
Jack: Demek katil, özgürlük günleri sayılı bir erkek! Onu tepelemek üzereyiz <İsim>!

Jack: <İsim>, Bangalor'a yıkım getiren ve Lars'ı ölüm döşeğine mahkum eden katili nihayet kelepçeleyebiliriz!

Katili Tutukla.
Jack: Ayush Patil, Sunil Dhudwar'ı öldürmekten tutuklusun!
Ayush Patil: Ben öğrencileri öldürmem, onları eğitirim. Aradaki farkı anlamamış olabilirsiniz, ama...
Jack: Kes ulan zevzekliği! Broşun güvenlik kamerasına poz vermiş resmen!
Patil: O broş her üniversite hocasının taktığı bir şey!
Jack: Evet, aynı üniversite hocaları ayrıca virüse erişme imkanı sağlayan yaka kartından da takıyor!
Patil: Sırf yaka kartı takıyor diye birini tutuklayamazsınız!
Jack: Kes palavra sıkmayı! Sunil'e virüsü enjekte ederken kullandığın şırınga da DNA'ı bulduk!
Patil: Ama... Onu gömmüştüm!
Patil: Pekala, beni yakaladın <Rütbe> <İsim>. Sunil'i ben öldürdüm. Ve dünya için yeni bir çağı başlattım!
Jack: Yeni bir çağ mı? Yüzlerce insanın ölümüne neden olmaya yeni bir çağ mı diyorsun?!
Patil: Dünya kendisinden kurtarılmalı. Bir sosyolog olarak bunu iyi biliyorum! Muazzam bir aşırı nüfus sorunumuz var! Sırf Hindistan'da bile bir milyarın üzerinde bir nüfus!
Patil: Son felaketler bir işaretti. Virüs, aşırı nüfus için mükemmel çözümdü!
Patil: Sunil bana araştırmasından bahsettiğinde anladım: Virüs milyonlarca kişiyi öldürecek ve hayatta kalmayı başarabilenler için gezegende yer açacaktı!
Jack: Yaydığın bu salgını durdurmanın yolunu biliyor musun peki? Tedaviye dair bir fikrin var mı? B planı falan? Ya da herhangi bir şey???
Patil: Tedavi mi? Yo, neden olsun ki? Ben işimi tamamladım!
Jack: Ne? Durdurmayı bile bilmediğin bir virüsü mü yaydın sen şimdi?! Sana bakınca bile midem kalkıyor Patil! İşlediğin cinayet ve sebep olduğun ölümlerden ötürü tutuklusun!

Nigel Adaku: Hiç bu ölçekte bir toplu kıyım duruşmasına başkanlık etmemiştim. Ayush Patil, Sunil Dhudwar'ı öldürmek ve şehre durdurulamayan bir virüsü yaymakla suçlanıyorsun! Söyleyeceklerin neler?
Patil: Suçlu ama bir o kadar da gururluyum, Sayın Yargıç. Sunil daha iyi bir dünya için öldü.
Adaku: Daya iyi bir dünya anlayışın benimkinden çok farklı! Toplu kıyım hiçbir zaman çözüm değildir!!!
Patil: Sunil'de anlamamıştı. Bana virüs araştırmasından bahsetti, ama bunun dünya için ne anlama geldiğini göremedi.
Patil: Sorun değil. Yine de daha parlak bir geleceğin sunağında ilk kurban oldu!
Adaku: Sebep olduğun ölümler için en ufak bir pişmanlık kırıntısı bile göstermemen beni şoka uğrattı! İşlediğin bu kalleşçe suçtan ötürü mahkeme seni ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıyor!
Patil: Benim hayatımın ne önemi var! Beni tutukladınız, ama ben kazandım. Virüs dışarıda benim yerime çalışıyor!

Kısa süre sonra...
Jack: <İsim>, Lars ve diğer onlarca insanın sırf ruh hastası bir sapığın tanrıcılık oynaması nedeniyle hastalandığına inanamıyorum!
Jack: Katil, O.M. Medilab'a bile çalışmıyordu ama yine de onlara istedikleri virüs testini vermiş oldu. Tezata gel.
Jack: Ama onun kazanmasına izin vermeyeceğiz! Lars bizim gözetimimiz altında ölmeyecek. Hadi gidelim <İsim>, Angela'nın tedaviyi bulması için elimizden ne geliyorsa yapacağız!

Yeni Bir Işık 3

Angela Douglas: <İsim>, virüs salgınını başlatan katliamcıyı yakalamak bizi tedaviye yaklaştırmadı ve zamanımız da hızla tükeniyor!
Angela: Umudumu yitiriyorum. Tedaviyi bulamazsak, Lars bugünü çıkaramayacak!
Angela: Haklısın <İsim>, pes edemem! Virüsün yaratıldığı üniversitede illaki bir ipucu olmalıdır. Seninle gelip aramanda yardımcı olurum!
Şef Ripley: <İsim>, tedaviyi bulmak şu an bir numaralı önceliğimiz, ama vaktin olduğunda senden tapınağı da bir yoklamanı istiyorum. Görünüşe göre bir Amerikalı biraz rahatsızlık yaratmış, bu yüzden Archer'ı da al ve...
Jack Archer: Hayatta olmaz! Lars burada ölüm döşeğindeyken tapınaklarda falan fink atamam! Tedavi konusunda yardımcı olamazsam en azından onunla oturmama izin ver!
Carmen Martinez: Lars için hepimiz endişeleniyoruz Jack, ama işimize devam etmemiz lazım. <İsim>i ben seninle tapınağa gelirim ve sorun neymiş birlikte bakarız!

İncele: Üniversite Girişi.
Angela: Şu içide kan olan kırık şişenin yeri kesinlikle burası değil! Büyük bir ipucu olabilir bu!
Angela: Sakin olmalıyım, ellerim titriyor... Benim yerime biraz kan örneği alabilir misin <İsim>?

İncele: Kırık Şişe.
Angela: O kırık şişeden kan örneği almamda bana yardımcı olduğun için sağ ol <İsim>! Bunu derhal laboratuvara götürüyorum. Kaybedecek bir salisemiz bile yok!

Analiz et: Kan.
Angela: <İsim>, üniversitede bulduğun kırık şişedeki kan tam da bulmayı umduğum şeydi...
Angela: Kan, virüse karşı bağışıklığı olan birisine ait!
Angela: Ama ne yazık ki bu, tedaviyi bulma yolunda bir adım da olsa, henüz Lars'ı kurtarmak için yeterli değil.
Angela: Haklısın <İsim>, virüs araştırmasıyla bu denli ilgili bir şey Dr. Noorani'nin laboratuvarından gelmiş olmalı.
Angela: Onunla en son konuştuğumda Dr. Noorani bundan bahsetmemişti. Böyle bir bilgiyi bizden nasıl gizleyebilir?! Belki benimle gelirsen daha konuşkanlaşır <İsim>!

Dr. Noorani'ye virüse bağışıklık kazanmış kan şişesini sor.
Angela: Dr. Noorani, tedavi için elinizde hiç ipucu olmadığını söylemiştiniz, ama <Rütbe> <İsim> bunun tam aksine bir kanıt buldu!
Angela: Virüse bağışıklığı olan bir kan bulduğunuzu bizden niye sakladınız? O şişeyi kasten mi attınız?
Shweta Noorani: Hayır, o şişe çantamdan daha önce düşmüş olmalı, o kadar! Bağışık olduğundan emin olmak için kanı test ediyordum! Bulduklarımı sizinle daha sonra paylaşacaktım!
Angela: Kocam öteki tarafı boylamak üzere! Mazeretlerinizi dinleyecek vaktimiz yok!
Angela: Tedavi için bir fikrim var ama bir şeyi gözden kaçırıyorum gibi. Başka bir bildiğiniz varsa bir an önce paylaşsanız iyi olur!
Noorani: Aslında ateş zambağı adlı bir bitkiyi deneyecektim. Alkaloit bakımından oldukça zengin. Botanik bahçelerinde olması lazım...
Angela: O zaman bir sonraki durağımız botanik bahçeleri <İsim>!
Noorani: Çalışırken yemeyi de ihmal etmeyin! Yorgun kişiler virüs için kolay hedef! Bunu al <Rütbe> <İsim>, seni idare eder!

İncele: Botanik Bahçeleri.
Angela: <İsim>, bulduğun şu bitki, Dr. Noorani'nin tedavi için önerdiği şey ama emin olmak için veri tabanından kontrol etmemiz gerek!

İncele: Bitki.
Angela: Botanik bahçelerinde bulduğun çiçek ateş zambağıymış.
Angela: Tabii ya. Ateş zambağı, son derece toksik olmasına rağmen asırlardır geleneksel ilaç yapımında kullanılır.
Angela: Umarım bu bitki önceden bulduğun kanla birlikte tedaviyi bulmak ve Lars'ı kurtarmak için yeterli olur...
Angela: Yardımın için teşekkürler <İsim>. Bir şeyler bulur bulmaz haber edeceğim!

İncele: Şiva Tapınağı.
Carmen: Jack haklı <İsim>... Lars her an ölebilecek durumdayken sıradan görevlere odaklanmak hiç kolay değil. Ama çalışmak en kötüsünü düşünmemi önlüyor.
Carmen: Şefin bize bahsettiği rahatsızlığa dair bir şeyler göremiyorum, ama bu dizüstünün buraya ait olmadığı kesin. Hadi şifresini kırıp kime ait olduğunu bulalım!

İncele: Dizüstü Bilgisayar.
Carmen: Görünen o ki, kilidini açtığın dizüstü Averly Worthington'a ait.
Carmen: Baksana, Guru Om Padmasana ile poz vermiş! Şu gurunun zart diye ortaya çıkması tam da kriz anında ihtiyacımız olan şeydi!
Carmen: O guruyu hiç gözüm tutmamıştı zaten, ama Ezra Hope kimliğiyle sabıka kaydı olan bir hippi olduğunu öğrendiğimden beridir ona olan güvenim daha da azaldı. Ne kadar basit bir yeniden kendini bulma hikayesi ama!
Carmen: Carmen: İyi fikir <İsim>, iyisi mi bu dizüstünü Elliot'a gönderelim. Guruyla ilgili bir şeyler varsa ortaya çıkarır!

Analiz et: Dizüstü Bilgisayar.
Elliot Clayton: <İsim>, bu tam bir işkence! Averly'nin dizüstüsünde o kadar takıldım ki çakralar ve yoga kostümleri hakkında ne var ne yok öğrenmiş oldum!
Carmen: Bize gurudan bahset asıl! Averly'nin dizüstüsünün arka planında ne işi varmış?
Elliot: Averly'nin bilgisayarında bir sürü e-posta ve banka işlemi vardı, hepsi de şu guruya yaptığı büyük bağışlarla ilgili!
Elliot: Averly'nin zengin olduğunu biliyor muydunuz? Görünüşe bakılırsa kız tam bir yürüyen bankaymış! Ve tüm mirasını Om Padmasana'ya bırakmak için bir vasiyet hazırlamış!
Carmen: Ne?? Demek gurunun müritlerinin sanki beyinleri yıkanmış gibi her sözüne biat etmeleri yetmemiş, bir de üstüne ona para veriyorlarmış! Bu büyük bir dolandırıcılığa benziyor, ne dersin?
Carmen: Haklısın <İsim>, Averly'yle konuşma zamanı geldi!

Averly Worthington'a guruya yaptığı bağışları sor.
Carmen: Bayan Worthington, <Rütbe> <İsim> Om Padmasana'ya azımsanmayacak miktarlarda para verdiğinizi fark etti. Bunun için size baskı mı yapıyor?
Averly Worthington: Ne? Hayır! Bu ne cürret! Om Padmasana çok iyi birisidir! Sayesinde parlayan ışık beni arındırdı!
Carmen: Parlayan ışık... Bunu daha önce duymuştum sanki...
Averly: Om Padmasana bana doğru yolu gösterdi. Hindistan'a onun adımlarını takip etmek için Hindistan'a geldim!
Averly: Ve Om Padmasana şimdi burada, bu şehirde! Çok yakında tapınağın orada bir konuşma yapacak. Bu korkunç salgın sırasında bize destek oluyor!
Carmen: Guru burada mı? O zaman onunla yüzleşmek için şansımız var! Hadi gidelim <İsim>!

Om Padmasana'yı müritlerinden para alması konusunda sorgula.
Om Padmasana: Namaste <Rütbe> <İsim>! Buraya ruhunu nasıl özgürleştireceğini öğrenmek için mi geldin?
Carmen: Hayır, buraya sana müritlerinden sömürdüğün nakit özgürleştirmelerini sormaya geldik! En azından Averly Worthington'ın sana bağış yaptığını biliyoruz!
Padmasana: Evet, nazik insanlar genellikle bana para verir! Ben asla istemem ama onlar esas özlerini serbest bıraktığım için bana teşekkür etmek istiyorlar. Onları geri çevirmem yanlış olur!
Carmen: Hee, yani sen şimdi tamamen masumsun ve müritlerini dolandırdığın falan yok, öyle mi?
Padmasana: Dolandırmak mı? Ben mi? Ancak dünyevi korkularının sardığı birisi böyle düşünebilir. <Rütbe> <İsim>, sence de ortağının aurası biraz körelmemiş mi? Meditasyon yapmayı denemeli.
Carmen: Benimle maytap mı geçiyorsun sen?!
Padmasana: Egzersiz için bu kıyafetleri al. Belki de Kundalini enerjisini uyandırabilirsin.

Tekrar merkezde...
Jack: <İsim>, sen yokken Angela beni Lars'ın odasından kovdu! Panik halindeydi, neler olduğunu bilmiyorum!
Jack: Testler hakkında bir şeyler mırıldandı ama hiçbir şey izah etmedi! Neler olup bittiğini biliyor musun?
Angela: <İsim>? Jack? Size bir sürprizim var.
Jack: Neler oluyor? Yoksa Lars...
Lars Douglas: Alo!
Jack: LARS!! Kardeşim, yaşıyorsun!
Lars: .....
Lars: Aga, oyunu devam ettireydin ya, çok iyi bir "Alo" esprim vardı! Felaket bir şeydi! Felaketin büyüğünü yaşadık, haha! Anladınız?
Angela: Bu espriyi sana saklıyordu <İsim>...
Lars: <İsim>, tedaviyi bulmada yardım ettiğin için sağ ol! Karıcığım harikadır, ama sen olmasaydın bu mümkün olmayacaktı!
Angela: Tedaviyi bulduğumuz konusunda STK'yı bilgilendirmeliyiz. Tedaviyi hastalara dağıtmaya yardım edebilirler!
Angela: Warren'a durumu anlatmak için seninle geleceğim <İsim>!

Warren Goodfellow'u virüs tedavisi hakkında bilgilendir.
Angela: Bay Goodfellow, virüse karşı tedaviyi bulduk! Şehri kurtarabiliriz!
Warren Goodfellow Tedaviyi buldunuz mu? Harika bir haber bu! Artan Umut'u seferber edip tedaviyi sizin için dağıtacağız.
Warren: Virüs'ün öldürdüğü insanlar için yapılabilecek bir şey yok, ama yine de bir sürü hayat kurtarabiliriz!
Angela: Gitmeden önce, sizi O.M. Medilab konusunda uyarmamız gerek. Kullanmadığınız ilaç stoklarını onlara sattığınızı biliyoruz...
Angela: Fakat O.M. Medilab, virüsün yaratıldığı araştırma için fon sağladı ve virüsü halk üzerinde test etmek istedi! Bu yüzden ileride onlardan uzak durmanızı tavsiye ediyoruz!
Warren: Ne?! Uyardığın için sağ ol <Rütbe> <İsim>! Onlara sadece bir kez ilaç satmıştık ama bundan sonra onlarla olan ilişkilerimizi keseceğiz!
Warren: Şimdi bu parayı alın ve tedaviden olabildiğince fazla üretin!

Daha sonra...
Ripley: <İsim>, tam yürek parçalayan bir vakaydı! Lars'ı neredeyse kaybetmekle kalmadık...
Ripley: Bir de üstüne O.M. Medilab'ın toplum için koca bir tehdit oluşturduğu gün gibi ortaya çıktı! Bu virüs ellerine geçecek olursa eğer...
Elliot: Bu konuda endişelenmemize gerek yok! Angela tüm araştırmaya ve virüsün tüm numunelerine el koydu! O.M. Medilab hiçbir şey alamayacak!
Elliot: Ama O.M. Medilab'ın kendisi tam bir kabus. Onları yeniden takibe almayı denedim ama herifler hayalet gibi! Denediğim her yol çıkmaza çıkıyor. Yani hem varlar hem yoklar!
Ripley: Denemeye devam et Elliot! Şimdilik SOMBRA'yı izlemeyi bırak ve O.M. Medilab'a odaklan! Onlar daha mühim bir tehdit!
Lars: Neyse... En azından bu vakadan iyi bir şey çıktı. Ölüme bu kadar yaklaşmak, ruhani aydınlanmanın önemini idrak etmemi sağladı! Şu guru aslında haklıymış, biliyor muydunuz?
Jack: Ne? Hayır birader! Guru haklı falan değil! Hemde hiç değil! <İsim> onun müritlerinden para kopardığını ortaya çıkardı!
Jack: Eğer guru onları dolandırmıyorsa bana da Jack demesinler... başka bir şey desinler!
Lars: Bilmiyorum hacı. Gurunun mesajı bana doğruymuş gibi geliyor.
Jack: Biri bana yardım etsin, sen de parlayan ışık tarafından arındırılmaktan bahsedecek olursan...!
Lars: Parlayan ışık mı? Kulağa süper geliyor. Belki de bu gurunun kitabını okusam iyi olur!
Jack: Hayatta olmaz. Hacı, daha iyi bir fikrim var! Kitap yerine film setine gitmeye ne dersin? Yakınlarda bir Bollywood filmi çekildiğini duydum!
Lars: Bu harika bir fikir. Kostümler... şarkılar...
Ripley: Archer haklı <İsim>. Gözümüz kesinlikle guru ve O.M. Medilab'ı üzerinde olacak, ama ilk önce ekibin bu zorlu vakadan sonra toparlanması gerekiyor!
Ripley: <İsim>, sıradaki durağımız Bollywood!

Also on Fandom

Random Wiki