Fandom

Criminal Case Wiki (TR)

Fena Deva/Diyaloglar

< Fena Deva

1.262pages on
this wiki
Add New Page
Comments0 Share

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Vaka Diyaloglar
Fenadeva.png

Büro Genel Merkezi, Yeni Delhi, Hindistan...
Şef Ripley: SOMBRA'ya Kazakistan'da indirdiğin ağır darbeden ötürü seni adam akıllı tebrik etmek istedim <İsim> ama Hindistan'da bir an evvel işe koyulmamız gerek!
Ripley: Bildiğimiz kadarıyla SOMBRA, uydusunu ele geçirdiğimizden beri sessizliğe büründü. Herhangi bir faaliyetlerini göremedik!
Ripley: Bu arada, Yeni Delhi devasa boyutta bir depremle sarsıldı. 20 milyonluk bu şehirde çok fazla insanın yardımımıza ihtiyacı olacak!
Ripley: <İsim>, senin görevin, depremzedelerin ve oradaki kurtarma görevlilerinin güvenliğini ve emniyetini sağlamak olacak.
Ripley: Afet yardımı konusunda uzman bir sivil toplum kuruluşu olan Artan Umut, arama ve kurtarma çalışmalarına destek olmak için buraya geldi. Bizim de yardımımıza ihtiyaçları olabilir.
Ripley: <İsim>, Carmen ile birlikte depremin en çok hasar verdiği yerlerden biri olan Tac Mahal'e gitmeni istiyorum. Orası ülkenin en meşhur turist bölgesidir, yani yapılacak çok iş var!
Carmen Martinez: Bir gazeteci olarak depremler konusunda epey deneyimliyimdir <İsim>. Orası çok tehlikeli olacak!
Carmen: Bu büyüklükte depremler genellikle artçı depremleri de getirir, bu yüzden gözümüzü dört açmalıyız! Bir yarığa düşüp sakatlanmanı hiç istemem!
Carmen: Pekala <İsim>, hadi Tac Mahal'e gidip afet bölgesini kontrol altına alalım!

1. Bölüm

İncele: Deprem Bölgesi.
Carmen Martinez: Vay be, burası gerçekten de bir afet bölgesi <İsim>! Tac Mahal'i bu halde görmek epey üzücü. Buraya en son geldiğimde çok sakin bir yerdi!
Carmen: Ne?! Bir ceset mi buldun?!
Carmen: Hımm... doğru dedin <İsim>, bu kızı depremin öldürmediği bariz. Ağzının kenarındaki kan renkli köpüğü fark ettin mi?
Carmen: Ayrıca üzerinde isim kartı var. Adı Donna Sandover. Baksana, Artan Umut adına çalışıyormuş! Depremzedelere yardım için çalışan kuruluş bu!
Carmen: Telefonun ekranındaki kız kurbana benziyor; telefon onun olmalı! Kilidini açabilir misin?
Carmen: Yırtık bir fotoğraf mı? Turistler Tac Mahal'de bir sürü fotoğraf çekerler ama genelde bunları yırtıp atmazlar. İyi dedin <İsim>, hadi bunu birleştirelim!
Carmen: Şu işe bak <İsim>, Hindistana depremzedeleri korumak için geldik ama kendimizi başka bir cinayetle başbaşa bulduk! Hadi katili bulalım!

Otopsi: Kurbanın Cesedi.
Angela Douglas: Namaste <İsim>! Öf, Hindistan'da elimizin boş olmayacağını biliyordum da, bana fazladan iş göndereceğini tahmin etmemiştim!
Angela: Lars ve ben hep Hindistan'ı ziyaret etmek istemişizdir, ama böyle korkunç şartlar altında burada olmak da çok üzücü!
Angela: Her neyse, kurbanın midesini inceledim ve açık bir şekilde ölümcül doz morfinle öldürülmüş olduğunu fark ettim! Büyük ihtimalle yediği ya da içtiği bir şeye karıştırılmış!
Carmen: Morfinin amacı, öldürmekten ziyade acıyı hafifletmek değil mi?
Angela: Morfin, yüksek dozda alındığında ölümcül olabilir. 4 mililitre gibi az miktar bir sıvı morfin, ölüme yol açabilir!
Carmen: O zaman cinayet silahımız morfin!
Angela: Bu kadar da değil <İsim>. Ayrıca kurbanın bileklerinde karanfil, tarçın ve kakule kapsülü izlerine rastladım. Bunların hepsi baharatlı Hint çayının malzemeleri!
Carmen: O zaman katil ya pişman oldu, ya da öldüğünden emin olmak için kızın nabzını yokladı.
Carmen: Ama her türlü katilin baharatlı Hint çayı içtiğini biliyoruz! Çay molası vermenin sırası değil <İsim>, bu cinayeti bir an önce çözmeliyiz!

İncele: Yırtık Fotoğraf.
Carmen: <İsim>, bulduğun şu yırtık fotoğraf... bu fotoğrafta kurban... file mi biniyor?
Carmen: Çok güzel, Hindistan'da fil aramak samanlıkta iğne aramaya benzer!
Sanjay Korrapati: Merhaba! Bonjour! Guten Tag! Özçekim çubuğu ister misiniz?!
Carmen: İti an çomağı hazırla! Gel buraya evlat, <Rütbe> <İsim> sana bu fotoğraf hakkında birkaç soru soracak!

Sanjay Korrapati'yi kurbanla çekilmiş fotoğrafı konusunda sorgula.
Sanjay Korrapati: Eee <Rütbe> <İsim>, bir adet özçekim çubuğuna ne dersin? Ya da bir mıknatıs... anahtarlık... veya kar küresi?
Carmen: Hey, yavaş ol bakalım! Adın ne senin bakayım?
Sanjay: Ben Sanjay Korrapati. "Sanjay ve Kesavan ile Fil Gezisi"ndeki Sanjay benim! File binmek ister misin <Rütbe> <İsim>? Sadece beş rupi!
Carmen: Hayır, file binmek falan istemiyoruz! Sana şu fotoğraftaki kızı sormak istiyoruz. Kendisinin burada, Tac Mahal'de öldürüldüğünü düşünüyoruz.
Sanjay: Öldürüldü mü?! Hey, Donna bu! İyi bir ablaydı! Bu fotoğrafı bir öz çekim çubuğuyla çekmiştik! Öz çekim çubuğu istemediğinize emin misiniz? Yalnızca bir rupi!
Carmen: Eee, yeter ulan! İstemiyoruz dedik ya! Donna hakkında ne biliyorsun?
Sanjay: Donna, alıştığım diğer turist müşterilerimden çok daha nazikti. Hanuman Heykeli'nin yakınındaki tren istasyonunda sattığım hediyelik eşyalardan alırdı, Kesavan'a bile bindi!
Carmen: Pekala evlat, yardımın için sağ ol. Çok uzaklaşma, <Rütbe> <İsim> seninle tekrar konuşmak isteyebilir.
(Sanjay ile konuştuktan sonra)
Carmen: Amma uyanık çocuk he! Allah'tan bize Tac Mahal'i satmaya falan kalkmadı!
Carmen: <İsim>, hadi Hanuman Heykeli'nin oradaki istasyona gidip, Donna'nın Sanjay'den alışveriş yaptığı yeri inceleyelim. Belki bir kaç ipucu buluruz!

İncele: Devrik Heykel.
Carmen: Şuraya bak <İsim>, devrin Hanuman heykeli demiryolunu talan etmiş!
Carmen: Bu güzelim şehri bu vaziyette görmek çok can sıkıcı!
Carmen: Bulduğun kitapta, kurbanın ağzındaki kan rengi köpükle aynı renk bir leke var. Bu kitap cinayet mahallinden gelmiş olmalı!
Carmen: Kitap solmuş gerçi. Yakından baksak iyi olur.
Carmen: Ayrıca üzerinde "D.S." başharflerinin yazdığı bir cüzdan bulmuşsun! Kurban Donna Sandover'a ait olmalı. Bakalım içinde ne varmış.

İncele: Solmuş Kitap.
Carmen: Kitabın üzerinde eski bir yazı var, ama okuyamıyorum <İsim>!
Carmen: Galiba haklısın. İyisi mi bu kitabı Dupont'a gösterelim. Dua edelim de bütün gün bunun hakkında zırvalamasın!

Analiz et: Hintçe Yazı.
Armand Dupont: Bonjour <İsim>! Deprem ne felaket bir şey değil mi? Bana bu kitabı getirdiğin için minnettarım. Afet ortamında biraz olsun kafamı dağıtmamı sağladı.
Dupont: İlk olarak, dostumuz Lars'tan şu iğrenç lekeye bakmasını istedim, ve o da şüphelerini doğruladı <İsim>. Bu, kurbanın kanı!
Dupont: Böylesine muazzam bir eserin bu şekilde kirletilmesi olacak iş değil! Ayrıca kitabı Lars'tan geri almayı başardığım için şanslıyım. O kadar beğenmiş ki vermek istemedi!
Carmen: Ee, kurban öldükten sonra hareket edemeyeceğine göre, kitabı alan kişi katil olmalı! Kitap hakkında ne söyleyebilirsin?
Dupont: Oui, bien sûr! Metin, Hindistan'ın 22 resmi dilinden biri olan Sanskritçe'yle yazılmış!
Dupont: Sanskritçe aynı zamanda Hinduizm'in kutsal dili ve en az 6000 yıllık bir geçmişe dayandığından ötürü dünyanın en eski dili olarak kabul ediliyor!
Carmen: Bu bir tür kutsal kitap mı yani?
Dupont: Bu, Hindu kutsal kitaplarının bir parçası olan, 700 mısralık Bhagavat Gita'nın bir nüshası. Hinduizm'in temel inançlarını, özellikle de diğerkamlığı özetleyen bir metindir.
Carmen: Pekala <İsim>, demek ki katil, Bhagavat Gita konusunda bilgili! Hadi biz de biraz "diğerkam" olalım ve soruşturmamıza devam edelim!

İncele: Kurbanın Cüzdanı.
Carmen: Kurbanın cüzdanında ne buldun <İsim>? Bu kartvizit iyi bir ipucuna benziyor!
Carmen: Kartta diyor ki: "İçsel Aydınlanma Yogası, her gündoğumunda Bodhi ağacının altında, Buda Cayanti Parkı."
Carmen: İsim ya da adres yok, ama oldukça değişik bir logo var. Hadi bunu Büro'nun veri tabanında aratıp kartvizitin kime ait olduğunu bulalım!

İncele: Bilinmeyen Logo.
Carmen: İyi işti <İsim>, kurbanın cüzdanında bulduğumuz kartvizitteki logoya bir eşleşme buldun! Randy Green tarafından verilen bir yoga dersine aitmiş... ya da diğer adıyla "Bodhi" tarafından.
Carmen: Hadi Bodhi'yle biraz sohbet edip kartvizitinin kurbanın eline nasıl geçtiğini öğrenelim.

Bodhi Green'e kartvizitini sor.
Carmen: Randy Green siz misiniz?
Bodhi Green: Hayır. Guru'nun parlayan ışığıyla temizlendiğimden beridir o adı kullanmıyorum! Adım Bodhi'dir!
Carmen: Iıı... Pekala Bodhi. İki saniye bir düz dursan? Ayağınla konuşmak biraz zor oluyor da!
Bodhi: Elbette! Namaste dostlarım!
Carmen: Donna Sandover cinayetini soruşturuyoruz. Cüzdanında senin kartvizitini bulduk!
Bodhi: Donna öldü mü?! Ooo, ne karanlık bir son bea. Onunla, yaşadığım motelde karşılaşmıştım. Yoga derslerime katılırdı. Tamamen aynı dalga boyundaydık.
Carmen: Dalga boyu derken?
Bodhi: Enerji yani! Atılganlığına bayılıyordum, Artan Umut'la elini taşın altına koymasına ve muhtaçlara yardım etmesine falan... Tıpkı Guru Padmasana gibi!
Carmen: Tamamdır Bodhi, ama fazla uçayım deme. BİZİM dalga boyumuzda kal.
Bodhi: Barışla kalın dostlarım! Işıktan ayrılmayın!

İncele: Kilitli Cep Telefonu.
Carmen: Harika <İsim>, kurbanın cep telefonunu açmayı başardın!
Carmen: Giden çağrıları, Warren Goodfellow diye birineymiş. Görünene göre Artan Umut'ta Donna'nın müdürüymüş. Onu bulmak pek zor olmasa gerek.
Carmen: Hadi Warren'a bir kaç soru soralım. Bakalım bize Donna hakkında neler söyleyecek.

Warren Goodfellow'u kurbandan gelen tefon çağrıları konusunda sorgula.
Carmen: Bay Goodfellow? Depremden ötürü elinizin dolu olduğunu biliyoruz, ama sizinle Donna Sandover hakkında konuşmamız gerek. Kendisi öldürüldü!
Warren Goodfellow: Donna öldü mü?! Bu çok kötü! Üstelik olabilecek en kötü zamanda. Zaten insan gücü eksiğimiz var!
Carmen: Burada çalışırken sizi bir kaç kez aramış. Ne hakkında arıyordu?
Warren: Manevi destek için. Donna idealist bir kızdı; iyi niyetliydi ama biraz saftı. Çok temiz bir kalbi vardı ama afet bölgesinin acı gerçekleriyle yüzleşmekte zorlanıyordu.
Warren: Buraya insanlara yardım etmek için geldiğini hatırlatarak dayanıklı olması konusunda onu cesaretlendirdim.
Carmen: Hevesli bir çalışanınızı kaybettiğiniz için üzgünüz. Artan Umut'a gereken her türlü yardımı vermeye hazırız!
Warren: Teşekkürler, vereceğiniz her türlü desteğe açığız!

Tekrar merkezde...
Carmen: Evet <İsim>, Artan Umut Hindistan'a depremzedelere yardıma gelmişken kendi gönüllülerinden birini cinayete kurban verdi!
Carmen: Şu ana kadar kesin bir şüpheli bulamadık. İşportacı Sanjay'le tanıştık. Gerçi cinayetten çok öteberi satmaya meraklı ya.
Carmen: Warren Goodfellow'un işi epey başından aşkın. Personel kıtlığı varken Donna'yı öldürmüş olabileceğine aklım yatmıyor!
Carmen: Bir de "Bodhi" var tabii... "Enerjisi" ve "dalga boyu" ta tepelerde olduğundan ötürü onu henüz çözebilmiş değilim!
Carmen: Peki <İsim>, şimdi tam olarak nereye...
Carmen: N'oluyor lan?! Oda sallanıyor! Başka bir deprem mi bu?!
Carmen: Bu bir artçı deprem! <İsim>, siper al!
Carmen: AAAAAAHHHH!!!!!!

2. Bölüm

Tekrar merkezde...
Carmen Martinez: Evet <İsim>, Artan Umut Hindistan'a depremzedelere yardıma gelmişken kendi gönüllülerinden birini cinayete kurban verdi!
Carmen: N'oluyor lan?! Oda sallanıyor! Başka bir deprem mi bu?!
Carmen: Bu bir artçı deprem! <İsim>, siper al!
Carmen: AAAAAAHHHH!!!!!!
Ingrid Bjorn: <İsim>, iyi mi... Aman Allah'ım, Carmen yaralandı! Onu hemen hastaneye götürmeliyiz!
Ingrid: <İsim>, Lotus Tapınağı derme çatma bir hastaneye çevrildi. Carmen'in bir an önce oraya götürmelisin!

Lotus Tapınağında...
Carmen: Görevimin başına dönebilirim, Ref Şipley! Alt tarafı bir çizik!
Ingrid: Hıı hıı... Benim ben, Ingrid! Şef Ripley değil. Şimdi uzanacaksın ve bu insanlar seni tedavi edecekler!
Ingrid: <İsim>, Carmen servis dışı olduğundan ötürü, cinayet soruşturmasına katılması için Jack'i çağırdım.
Jack Archer: Selam <İsim>! Umarım Carmen iyileşir. Ingrid şu ana kadar ne bildiğini bana anlattı!
Ingrid: Donna Artan Umut adına çalışıyordu, yani mutlaka buraya gelmiş olmalı. <İsim>, etrafa bir göz at, bakalım bir şeyler bulabilecek misin!

İncele: Derme Çatma Hastane.
Jack: Burada her şey doktorların kontrolü altında gibi, ve Carmen'in yarasına da bakılıyor. İlginç bir şeyler bulabildin mi <İsim>?
Jack: Amma yaldızlı bir tabletmiş he! <İsim>, kilidini açamazsan, belki bunu Asal'a veririm, ne dersin?!
Jack: Şu gazete de, kurbanın resminin basıldığı bir makale var! Hadi bunu fırçalayıp makalede neler yazdığını görelim.
Jack: Ama gözünü seveyim o tıbbi atık kutusunu benden uzak tut! Cidden o şeyin içine bakmayı mı düşünüyorsun <İsim>?! Onca kan ve... ve şırınga...
Jack: Iyy... Başka başı dönen var mı? Tıbbi atık kutusundandır muhtemelen... ya da sıcaktan, ne bileyim! Biraz otursam iyi olacak!

İncele: Tıbbi Atık Kutusu.
Jack: Sormaya dilim varmıyo ama, o tıbbi atık kutusunda ne buldun <İsim>? Umarım temkini elden bırakmamışsındır!
Jack: Su şişesi mi? Ağzında köpüklü kırmızı bir leke var. Acaba bundan kurban mı içti?
Jack: Haklısın, hadi bu şişeyi laboratuvara götürüp öğrenelim!

Analiz et: Su Şişesi.
Lars Douglas: Selam <İsim>! Tıbbi atık kutusunda bulduğun bu su şişesi gayet değerli bir ipucu çıktı!
Lars: İlk olarak şişenin ağzındaki kırmızı maddeyle kurbanın ağzının kenarındaki kan renkli köpüğü eşleştirdim.
Lars: Sonra da şişenin içinde yüksek dozda afyonlu kristal izlerine rastladım ki bu da sıvı morfinin içindeki maddelerle örtüşüyor.
Jack: Morfin mi?! O zaman katil, kurbanı zehirlemek için bu su şişesini kullanmış!
Lars: Daha bitmedi. Ayrıca şişenin etrafında parmak lekeleri ve yağlı kırıntılara rastladım. Analiz bunların papadum kırıntıları olduğunu teyit etti.
Lars: Papadum bir yerde Hindistan cipsidir. Acayip de lezzetlidir!
Lars: Karıcığıma sordum ve kurbanda papadum izlerine rastlamadığını söyledi, bu da lekeler ve izlerin katile ait olduğu anlamına gelir!
Jack: İyi işti <İsim>! Artık eli yağlı katilimizin papadum yediğini biliyoruz!

İncele: Kilitli Tablet.
Jack: Harika, tableti açmayı başardın!
Jack: Elliot şu SOMBRA uydusunu kırıdğından beridir şehzade havalarına büründü! Şu tableti ona gönderelim de onu bir güzel tahtından indirelim!

Analiz et: Kilidi Açık Tablet.
Elliot Clayton: Yapmayın ama abiler! Ben bugüne bugün, casus bir uyduyu yeniden programlayıp ele geçirerek bağımsız dünyanın geleceğini kurtarmış bir adamım... Elmas kaplamalı tablette nedir!
Jack: Biraz alçaktan uç, harika çocuk! Biraz da biz aciz kullara birkaç dakikanı ayırarak, şu vakayı çözmemizde yardımcı olmayı denesen!
Elliot: Duyulmamış kahramanın aciz çığlıkları! Her neyse, tabletin Arsha Raju'ya ait olduğunu buldum!
Jack: Arsha Raju mu?! O kim lan?
Elliot: Eee... Kendisi dünyanın en meşhur Bollywood süperstarı! Ben bile biliyorum, düşün artık!
Jack: Madem öyle profesör, Arsha Raju gibi bir Bollywood süperstarının Lotus Tapınağı hastanesinde ne işi varmış peki?
Elliot: Tablette, depremzedeler adına düzenlenen ve kendisinin de İyi Niyet Elçisi olarak katıldığı, halkla buluşma programı var.
Elliot: Lotus Tapınağı'nda, Tac Mahal'de ve Hanuman Heykeli'nin önünde halkla buluşmuş ve etkinliklerin tamamında da Artan Umut'tan irtibatta olduğu kişi, kurbanın ta kendisi Donna Sandover'dan başkası değil!
Jack: Yani bu Bollywood yıldızı kurbanı tanıyor muymuş? <İsim>, hadi Arsha'ya Donna hakkında ne bildiğini soralım.
Jack: Haklısın, ayrıca Hanuman Heykeline de tekrardan baksak iyi olur. Ne de olsa Donna, bu halkla buluşma etkinliklerinden birinde oradaymış!

Arsha Raju'yu İyi Niyet elçiliği konusunda sorgula.
Arsha Raju: Siz de kimsiniz ve güvenliği nasıl atlattınız? Az önce söylediğim baharatlı Hint çayımı mı getirdiniz yoksa?
Jack: Hayır... Onun yerine size Donna Sandover cinayeti hakkında birkaç soru sormaya geldik!
Arsha: Donna mı? Hangi Donna?
Jack: Donna Sandover, kendisi iyi niyet elçisi olarak yaptığınız konuşmalarda Artan Umut'tan irtibatta olduğunuz kişiymiş.
Arsha: O tarz insanlara ayıracak vaktim yok. Ben Yeni Delhi'nin acı çeken halkı için bir umut ışığıyım. Onların acısı, benim de acımdır!
Jack: Peki de, o da sizin gibi başkalarına yardım etmek için buraya gelmişti. Biz de onu öldüreni bulmaya çalışıyoruz.
Arsha: Benim öldürmediğim kesin! Bana bak <Rütbe> <İsim>, eğer bir daha beni rahatsız edeceksen ilk önce menajerime danış!

İncele: Afet Bölgesi.
Jack: Pekala <İsim>, işe yarar bir şeyler buldun mu? O kırık nesnenin ne olduğunu bilmiyorum. Öğrenmek için toparlamamız gerekecek!
Jack: Bu da ne peki? Üzerine mesaj işlenmiş bir duvar halısı: "Hikmet veren, mal verenden yeğdir."
Jack: Bu mesaj Donna'ya ithaf edilmiş. Anlamı ne ola ki?
Jack: Kumaşın üstünde kahverengi bir leke var. <İsim>, iyisi mi laboratuvara dönüp birkaç örnek alalım. Orası püfür püfür! Burası çok mu sıcak, yoksa bana mı öyle geliyor?!

İncele: Kırık Nesne.
Jack: O mıknatısı birleştirmekle iyi iş çıkardın <İsim>! Şuna bak... fil şeklinde!
Jack: Mıknatısın üzerinde "Sanjay ve Kesevan'la Fil Gezisi" yazıyor. Carmen ile Tac Mahal'de konuştuğunuz sokak çocuğu bu!
Jack: Mıknatısın arkasında bir de not var: "Kesevan doğasında yaşamak için özgür olmalı!"
Jack: Galiba birileri Sanjay'in yavru fili tutsak etmesinden hoşnut değilmiş. Gidip şu çocukla bir daha konuşalım!

Sanjay'e mıknatısındaki mesajı sor.
Sanjay Korrapati: Namaste <Rütbe> <İsim>, dönmüşsün! O özçekim çubuğu almaya mı karar verdin? Ya da Bhagavat Gita'nın bir nüshasını? Ya da bu cep telefonunu?
Jack: Hayır! Hiçbir şey almak... Bir saniye, Büro amblemi mi o?! Bu Carmen'in telefonu!!
Sanjay: Eee... şey... nasıl oldu bu ya? Yere düşürmüş olmalı ve ben... ben de yerden almışımdır!
Jack: Bak evlat, oyunu tadında bırak! Mıknatıslarından birinin arkasında bulduğumuz bu mesajın ne anlama geldiğini bilmek istiyoruz!
Sanjay: Hay lanet! Onu yok ettiğimi sanıyordum!
Sanjay: Mesajı yazan Donna'ydı! Bir kez daha file binmek için geri gelir sandım, ama hayvan hizmetlerini arayıp filimi elimden alacağını söyledi!
Sanjay: Kesevan'sız nasıl yaşarım bilmiyorum, o benim en iyi dostum! Ayrıca baharatlı Hint çayı komiliğine de gidemem artık! Kimse Kesevan'ı benden alamaz, o yüzden denemeye bile kalkmayın!
Jack: Tamam! Sakin ol! Filini almaya gelmedik. Bir cinayeti çözmeye çalışıyoruz!
Sanjay: Vaktimden çalıyorsunuz. Bir şey almayacaksanız da bir daha yanıma gelmeyin!
Jack: Dikkatli ol evlat! Eğer Donna'nın cinayetiyle bir bağlantın olduğunu öğrenirsek, o zaman filden daha büyük dertlerin olacak. Ayrıca o telefonu da derhal bana veriyorsun!

İncele: Lekeli Duvar Halısı.
Jack: Duvar halısındaki şu kahverengi maddeden bir örnek almayı başardın <İsim>!
Jack: Lars büyük ihtimalle tapınaktaki hastaneye yardım etmekle meşgul, o yüzden bu örneğe mikroskopta kendimiz bakmamız gerekecek!

İncele: Kahverengi Sıvı.
Jack: Duvar halısındaki maddeden aldığın örnekte bir DNA profili çıktı, bu da veri tabanına sokunca Bodhi Green ile eşleşti!
Jack: Kahverengi maddede ayrıca karanfil, tarçın ve kakule kapsülü izleri de var. Doğru dedin <İsim>, bu baharatlı Hint çayı lekesi olmalı!
Jack: O zaman bu duvar halısını kurbana Bodhi vermiş olmalı. Ayrıca da bahartlı Hint çayı içiyor!
Jack: Hadi gidip Bodhi'ye bu mesajın anlamını soralım!

Bodhi'yi kurbana gönderdiği mesaj konusunda sorgula.
Jack: Bodhi Green? Donna için işlenmiş bu mesajı bulduk: "Hikmet veren, mal verenden yeğdir." Açıklama alalım?
Bodhi Green: Namaste! Bu Bhagavat Gita'dan alıntı. Dharma ve karma ile ilgili, yani erdemin evrensel yolunu izlemekle ilgili bir anlama sahip!
Jack: Eee... yani? Tam dinleyemedim.
Bodhi: Donna'ya, insanlardan mallarını almak yerine, onlardan nasihat alması gerektiğini öğretmeye çalışıyordum!
Jack: Yani Donna'nın senden bir şey çaldığını mı ima ediyorsun?
Bodhi: Yoga derslerimden birine geldi ve ara verdiğimiz sırada babamın saatini çaldı!
Bodhi: O saati depremzedelere ilaç ve yiyecek almak için sattığını söyledi, ama hırsızlık kötü karma getirir, hacı!
Jack: Eminim tepen atmıştır!
Bodhi: Yok be hacı, cezalandırmak bizim işimiz değil. Bu yüce gücün işidir! Ne ekersen onu biçersin. Guru her zaman böyle der. Yoksa Oprah mıydı?
Jack: Pekala "hacı"! Donna'nın cinayetinde parmağın varsa, o zaman cezalandırma nasıl olur görürsün!

İncele: Solmuş Gazete.
Jack: İyi işti <İsim>! Gazetedeki fotoğrafta sadece kurban değil, aynı zamanda Doktor Sumati Misra adında birisi de varmış. Görünüşe göre depremzedelere yardım etmek için birlikte çalışıyorlar.
Jack: Fotoğrafın altında diyor ki: "Yiğit çabalar: gönüllü Donna Sandover, Dr. Sumati Misra tarafından övgü yağmuruna tutuldu."
Jack: <İsim>, şu Dr. Misra'yı bulup kurbanı ne kadar iyi tanıdığını öğrenmeliyiz! Hastanenin bir yerinde olmalı!

Dr. Sumati Misra'yı kurbanla yaptığı rahatlatma çalışması konusunda sorgula.
Jack: Rahatsız ettiğimiz için kusura bakmayın Dr. Misra. Tedavi bekleyen bir çok hastanız olduğunu biliyoruz. Ama size Donna Sandover'la yaptığınız çalışmayla ilgili birkaç soru sormamız gerekiyor.
Sumati Misra: Evet, cinayeti duyunca ben de şoke oldum! Hatta baharatlı Hint çayı içmeyi bıraktığım, bu yüzden çok asabiyim! O kızcağızın başına gelenler tam anlamıyla bir felaket!
Jack: Donna, yüksek dozda morfin verilerek öldürülmüş. Burada morfin bulunur mu?
Misra: Deprem tim tıbbi malzemelerimizi haşat etti. Her şeyimiz eksik!
Jack: Bu makalede Donna'nın depremzedeler konusunda size yardım ettiği yazıyor.
Misra: Artan Umut'tan pek çok afet gönüllüsüyle tanıştım, ama Donna bir başkaydı. Bana neden doktor olduğumu hatırlattı: İhtiyacı olanlara yardım etmek için.
Misra: Metanetine ve yardımseverliğine gerçekten hayrandım. Bhagavat Gita'nın özgeci inanışını tamamen özümsemiş birisiydi.
Jack: Tamamdır Dr. Misra, hastalarınıza geri dönebilirsiniz. İleride size başka sorular sormak için tekrar gelebiliriz.

Tekrar Büro merkezinde...
Jack: <İsim>, daha fazla ipucu bulmamıza rağmen hala Donna'nın katilini yakalamaya yetecek kanıta sahip değiliz!
Jack: Dr. Misra'nın yaptığı tek şey kurbanı övmek. Ona göre Donna bir azizeymiş!
Jack: Sanjay'in de bir çocuk olduğunu biliyorum da, Donna filini elinden almaya kalktığı için epey celallenmiş. Yeni Delhi sokakları adamı zorluklara alıştırır da... peki ya cinayete?!
Jack: Bir de kurbanın hırsızlık mağduru Bodhi var. O afyonlu hippinin "ilahi ceza" palavrasını yemiyorum! Ya saldırganlaştıysa?
Jack: Bilemiyorum <İsim>...
Ingrid: <İsim> Lotus Tapınağı'nda ilaç eksiği olduğuna dair haber aldık. Görünüşe göre depremzedelerin tedavisi sekteye uğramış!
Jack: Carmen orada değil mi? O neden ilgilenmiyor?
Ingrid: Carmen şu anda hiçbir şey ile ilgilenecek durumda değil! <İsim>, bir isyan çıkmadan derhal oraya intikal etmen gerek!

3. Bölüm

Lotus Tapınağı'nda...
Hasta Kalabalığı: Saatlerdir tedavi olmayı bekliyoruz! Ya bize ilacımızı şimdi verirsiniz, ya da gider kendimiz alırız!
Carmen Martinez: Tamam! Ama önce herkes bir SAKİNLEŞSİN!!!
Hasta Kalabalığı: ... ... ...
Carmen: Herkese diyorum, bir adım geri atıp adam akıllı sıranızın gelmesini bekleyin! En kısa sürede tedavi olacaksınız!
Jack Archer: Oha! Şey... galiba artık kendini iyi hissediyorsun, ha Carmen?
Carmen: <İsim>! Seni ve Jack'i gördüğüme çok sevindim! Hastanede yata yata neredeyse tırlatacaktım. Artık işime geri dönebilirim! Donna'nın cinayeti hakkında neler öğrendiniz?
Jack: <İsim> bir kaç tane iyi ipucu ele geçirdi, ama halen katilin kim olduğunu bilmiyoruz!
Carmen: Neyse Jack, iyisi mi sen burada kalıp kalabalığı idare et. <İsim>, Lotus Tapınağı'na bir kez daha bakmaya ne dersin? Belki yeni ipuçları buluruz.

İncele: Hastane Yatakları.
Carmen: Aldığın şu çanta kurbana ait olmalı. Etiketinde "Sandover" yazıyor. Hadi içini arayalım!
Carmen: Bir de haberci kamerası mı buldun <İsim>? İçinde ilginç bir görüntü olabilir. Ama önce kilidini açmamız gerek!
Carmen: Hımmm... Koca bir tabak samosa mı? Bu biraz tuhaf işte. Ayrıca üzerinde Dr. Misra'ya yazılmış bir not var! Mesaj hafiften silinmiş, o yüzden hemen temizleyip ne yazdığını öğrenmeliyiz.

İncele: Kilitli Kamera.
Carmen: <İsim>, hadi oynat tuşuna bas da şu haberci kamerasının içinde neler varmış görelim!

-Kaydın başı...-
Arsha Raju: Bu korkunç felakette zarar gören depremzedelerin adına ve dünyadaki milyonlarca hayranıma...
Arsha: İyi Niyet Elçiniz olarak, sizlere...
Arsha: ...sizlere verebileceğim tüm...
Donna Sandover: İstediğin kadar yücelik ve güçlülük tasla, ama ben senin nereden geldiğini biliyorum!

-Kaydın sonu...
Carmen: Sen de gördün mü <İsim>?! Kurbanımız, İyi Niyet Elçisi Arsha Raju'ya çöp atıyordu!
Carmen: Neye bu kadar kızmış acaba?! Onu tanıyanların anlattığına bakarsak, bu pek onun kişiliğine yakışmayan bir hareket!
Carmen: Haklısın! İyisi mi Arsha'yı bulup ona soralım!

Arsha'ya İyi Niyet elçisi konuşması sırasında kurbanın saldırısına uğramasını sor.
Arsha Raju: Ay, yine mi siz. Gene geç kaldınız! Baharatlı Hint çayı mı şuraya bırakabilirsiniz!
Carmen: Biz Büro'dan geliyoruz, hatırlamadınız mı? İyi Niyet Elçisi olarak yaptığınız konuşmalardan birinin kaydını bulduk. Hani Donna Sandover'ın size... çöp attığı konuşmanın!
Arsha: Onu nereden buldunuz?! Haber ekibimin o kaydı yok etmesi gerekiyordu!
Carmen: Donna oldukça kızgın görünüyordu. Neye bu kadar sinirlendiğini biliyor musunuz?
Arsha: O her halta burnunu sokan gönüllü bozuntusu benim yoksul bir ailede doğup büyüdüğümü öğrenmiş! Beni çocukluğumu gizlemekle ve köklerime sırtımı dönmekle suçladı!
Arsha: İyi niyet turumun, popülerliğimi arttırmak için bir reklam olduğunu, aslında depremzedelerle zerre ilgilenmediğimi ileriye sürdü. Afet bölgesinde bile muhteşem görünüyorsam benim suçum mu?
Carmen: Yani Donna, sizi yoksullukla geçen geçmişinizi ifşa etmekle mi tehdit etti? İyi de "ahırdan saraya" hikayesi sizi daha popüler yapmaz mı?
Arsha: Tabiiki de hayır! Aileme yeni bir hayat sunmak için çok çabaladım, ve Donna'nın mütevazi çocukluğumu ifşa etmesi aile şerefimi iki paralık ederdi!
Arsha: Haber ekibimi o kaydı asla yayınmaması konusunda tembihledim. Donna'da öldüğüne göre, bu hikayeyi artık kimseye anlatamayacak demektir!
Arsha: Bhagavat Gita'da da dediği gibi "Erdemli eylemler yapan kişi, asla kötü kadere sahip olmaz."
Carmen: Eğer Donna'yı temelli susturmak için bir şeyler yaptığınız öğrenirsek, asıl o zaman kaderiniz kötü olur!

İncele: Samosa Tabağı.
Carmen: <İsim>, samosa tabağındaki notta "Dr. Misra, lütfen bunu tedavimizin ödemesi olarak kabul edin. Ancak bu kadar ödeyebiliyoruz."
Carmen: Sence Dr. Misra, depremzedelerden tedavi ücreti mi istiyordu <İsim>? Bu resmen ahlaksızlık!
Carmen: <İsim>, hemen Dr. Misra'nın evine gitmeliyiz. Bize bu notu açıklamak zorunda!

Dr. Misra'yla hastalarının ona bıraktığı not hakkında konuş.
Carmen: Depremzedelerden tedavi ücreti istediğiniz doğru mu Dr. Misra?! Size yazılmış bu notu bulduk!
Sumati Misra: Hayda, yine başlıyoruz! Donna'da bunu ilk öğrendiğinde aynı tepkiyi vermişti.
Carmen: Donna bunu biliyor muydu?!
Misra: Kliniğime gelip beni yakaladı. Oradan nasıl göründüğünün farkındayım, ama benim de kiramı ödemem gerek. Ayrıca ilaçlar da bedava değil hani!
Misra: Papadum ve samosayı seviyor olabilirim, ama bu kabul edebileceğim bir ödeme değil! Ben de durumdan memnun değilim ama burada işler böyle yürür!
Carmen: Bu fazla alçakça oldu Dr. Misra. Eğer Donna'nın cinayetiyle bir ilginiz varsa şayet, samosa ve papadum yerine hapishane yemeği yemek zorunda kalacaksınız!

İncele: Kurbanın Çantası.
Carmen: Kurbanın çantasında yasak bölgeye giriş sağlayan güvenlik kartı mı buldun? Bununla ne işi olabilir ki? O sadece bir gönüllüydü.
Carmen: İyi fikir! Bakalım Elliot güvenlik kartının seri numarasına bakıp bize bir şeyler söyleyebilecek mi!

Analiz et: Manyetik Kart.
Elliot Clayton: Parıltılı tabletler, güvenlik kartları... Cidden bana bunları mı layık görüyorsun <İsim>? Deham harcanıyor valla buralarda!
Carmen: Aman iyi, uydu olayını hallettiğinin farkındayız, pek muhterem kainatın efendisi! Şimdi, ustacığım, <İsim> ile kurbanın çantasında bulduğumuz şu güvenlik kartından bahsedelim biraz.
Elliot: Bu kartlar Artan Umut'un Yeni Delhi'deki tedarik deposuna erişim sağlamakta kullanılıyor. Seri numarasını veri tabanlarında arattım ve bu kartın Warren Goodfellow'a ait olduğunu buldum!
Carmen: Warren Goodfellow mu?! İyi de Donna'nın, Warren'ın yasak bölgeye giriş kartıyla ne işi olur ki?
Elliot: Daha bitmedi. Veri tabanına göre Warren, kartın çalındığını bildirmiş!
Carmen: Çalındığını mı?! <İsim>, derhal Warren Goodfellow'u bulup bu işin aslını astarını öğrenmeliyiz!

Warren'ı çalınan güvenlik kartı konusunda sorgula.
Carmen: Bay Goodfellow? Çay molanızı böldüğümüz için kusura bakmayın ama çalınan güvenlik kartınızla ilgili size birkaç soru sormamız gerek!
Warren Goodfellow: Olamaz! Bunu kimse duymasın diyordum! Öylesine endişeliydim ki, file binen bir sokak çocuğundan aldığım papadumları yiyip duruyorum!
Carmen: Donna neden Artan Umut'un tedarik deposuna girmek istedi?
Warren: Tıbbi malzemelerin sevkini geciktiren bürokratik işlemlerden dolayı tepesi atmıştı. Depremzedeleri tedavi edebilmek için o malzemeleri çalmaya karar verdi.
Carmen: Yani Robin Hood'luk yapayım demiş, ama ilaçlarla.
Warren: Evet, ama burada işler öyle yürümez! Güvenlik kartımı aldığını öğrendiğimde küplere binmiştim!
Warren: Kızgınlığını anlıyordum, ama asıl önemli olanı kavrayamıyordu. Krişna'nın Bhagavat Gita'da dediği gibi: "Eylemin meyvelerine bağlanmaktan vazgeçen, ebedi huzura kavuşur."
Carmen: Valla eğer <Rütbe> <İsim> Donna'nın cinayetinde parmağınız olduğunu ortaya çıkarırsa, o zaman ebedi huzuru unutabilirsiniz!

Tekrar merkezde...
Carmen: <İsim>, kurbanımızın gayet onurlu ve iyi niyetli bir gönüllü olduğu kesin, ama yöntemleri herkesi memnun etmişe benzemiyor!
Carmen: Dr. Misra, depremzedelerden tedavi ücreti istediği için eleştirilmekten pek hoşnut değil. Gerçi bu çok ahlak dışı bir hareket ya.
Carmen: Warren Goodfellow ise güvenlik kartını çalıp tedarik deposuna izinsiz girdiği için Donna'ya epey öfkelenmiş. Adam bayağı gergin!
Carmen: Bir de Donna'nın Arsha Raju'ya saldırıp fakir geçmişini ifşa etmesi var tabii... Arsha, kariyerini korumak için bunu gizli tutmak adına elinden geleni yapmaya hazır!
Carmen: Haklısın <İsim>, bu vakayı kapatmamız gerekiyor! Hadi Artan Umut bütün ekipmanlarını toplamadan Tac Mahal'e bir daha bakalım!

İncele: Yıkılmış Çeşme.
Carmen: Anlaşılan Artan Umut burayı toplamadan önce gelmeyi başardın <İsim>! İşe yarar bir şey buldun mu?
Carmen: Bu telsizin üstünde kurbanın adı yazılı, vakayı kırmak için gereken ipucu bu olabilir! Hadi şu berrak sıvıya yakından bakalım!
Carmen: Bir de şu Artan Umut afet battaniyesi var... Şu küçük kahverengi nesleler de neyin nesi? Bir örnek vakumlasak iyi olacak!

İncele: Telsiz.
Carmen: Hımm... Telsizin üstünden aldığın berrak sıvı her şey olabilir <İsim>!
Carmen: Doğru! Bunun ne olduğunu anlamak için Lars'ın bu örnek üzerinde birkaç test yapması gerek!

Analiz et: Berrak Sıvı.
Lars Douglas: Selam <İsim>! Kurbanın telsizinden aldığın o berrak sıvının üzerinde bir kaç test yaptım ve bunun katil hakkında hayati bir ipucu verdiğini söyleyebilirim!
Lars: Örnek, izopropil alkor, dezenfektan ve sudan oluşuyor. Bileşiklerin karışma oranına bakarsak, bu berrak sıvı bir gözlük temizleyicisi!
Lars: Kurban gözlük takmadığına göre sıvı da katilden gelmiş olmalı!
Carmen: Her şey cam berraklığında Lars! Katilimiz gözlük takıyor <İsim>!

İncele: Afet Battaniyesi.
Carmen: Afet battaniyesinin üzerinden topladığın o küçük kahverengi şeyler tahta boncuklarmış! Belki de kopmuş bir bileziğe veya kolyeye aittir?
Carmen: Haklısın <İsim>! Şu ufak işaretler, bulduğumuz Bhagavat Gita'nın üzerindeki yazılara benziyor.Acaba aynı dil mi?
Carmen: Dupont'tan bu boncuklara bakmasını isteyebiliriz. O bunların ne olduğunu bilir!

Analiz et: Oymalı Boncuklar.
Armand Dupont: Ah <İsim>! Afet battaniyesinde bulduğun o boncuklar... ne güzel şeyler onlar öyle!
Dupont: Biliyor musun, Lars bulduğun şu Bhagavat Gita nüshasına el koydu ve halen de elinden düşürmedi! Keşke onu okumak için biraz daha zamanım olsaydı!
Carmen: Seni eğlendirebildiysek ne mutlu bize Dupont, ama bir cinayeti çözmeye çalışıyoruz. Boncukların üstündeki sembollerin ne manaya geldiklerini çözebildin mi?
Dupont: Mais oui! Sembollerin Bhagavat Gita'daki metinle benzer olduğu düşüncesinde haklı çıktın <İsim>. Bunlar kitaptan gelen bir deyişe ait!
Dupont: Misal bu boncuklar, fedakarlık anlamına gelen "bhakti" simgeleri. Buldukların Hindu tespihi boncukları!
Carmen: O zaman katil tespih taşıyor! İstediği kadar dindar olsun, onu yakaladığımızda duadan fazlasına ihtiyacı olacak <İsim>!

Carmen: Başı biraz fazla sallantılı oldu <İsim>, ama en nihayetinde Donna'nın katilini yakalayacak kanıtı topladık! Hadi bitirelim şu işi!

Katili Tutukla.
Carmen: Dr. Sumati Misra, Donna Sandover cinayetinden ötürü tutuklusunuz!
Sumati Misra: Ne?! Delirdiniz mi siz?! Ben Donna'nın bir azize olduğuna inanıyordum. Gazete yazısını siz de okudunuz!
Carmen: Peki o zaman nasıl oldu da kurbanın bileğinde baharatlı Hint çayınızdan izler bulduk? Çünkü her doktorun yapacağı gibi, öldüğünden emin olmak için kızın nabzını ölçtünüz!
Misra: Baharatlı Hint çayı mı? Yeni Delhi'de bunu içmeyen mi var?
Carmen: Ayrıca cinayet mahallinde bıraktığınız tespih boncuklarınızı bulduk. İtiraf edin Dr. Misra, tüm bu fedakarlık ayakları sadece bir roldü!
Misra: Ben yıllardır kendimi Yeni Delhi'nin hasta ve yaralı halkına adadım! Kimse benim fedakarlığımı sorgulayamaz!
Carmen: Peki ya Donna'nın su şişesinde bulduğumuz yağlı papadum lekeleri?
Carmen: Donna'nın su şişesini ilaçlayıp, arkanıza yaslanarak kızın aşırı dozdan ölmesini izlediniz!
Misra: Bu memlekette hasta bakmanın ne kadar zor olduğuna dair en ufak bir fikriniz YOK!
Misra: Her daim sıkıntı içinde yaşadım. Hint halkının yaşam kalitesini arttırmak için çabaladım durdum, yine de zar zor geçinebiliyorum!
Misra: Sonra da zengin ve kurumlu Donna hanım, elini kolunu sallayarak gelip bana nasıl doktorluk yapacağımı söylemesin mi!
Misra: O ve Artan Umut'un yufka yürekli görevlileri, birkaç battaniye ve oyuncak ayı verip sonra da çekip gidiyorlar! Onların arkasını toplayansa yine ben oluyorum!
Carmen: Sen de kalkıp onu ÖLDÜRDÜN! Sence de biraz aşırı tepki vermemiş misin?!
Misra: Beni eleştirmekle de kalmadı! Onu, ofisime gizlice girip ilaçları çalarken yakaladım. İlaçları "evimi süslemek" yerine, depremzedeleri iyileştirmede kullanacağını söyledi!
Misra: Sonra da afet sırasında depremzedelerden ücret talep ettiğim için doktorlar konseyine şikayet etmekle tehdit etti. Ruhsatımdan olabilirdim! Evet, onu öldürdüm! İstediği ilacı verdim!
Carmen: Böylece son hastanı tedavi etmiş oluyorsun Dr. Misra! Donna Sandover cinayetinden ötürü tutuklusun!

Yargıç Adaku: Dr. Sumati Misra, vakıf gönüllüsü Donna Sandover cinayetinden ötürü mahkeme karşısındasın. Kendini nasıl savunacaksın?
Misra: Ekmeğimi korumaya hakkım var. Tek yaptığım buydu!
Adaku: Hipokrat Yemini'ne ne oldu peki? Afet bölgesindeki hastaları tedavi ederken onlardan ücret talep ediyormuşsun!
Misra: Hakiki zorluklarla boğuşmanın ne demek olduğuna dair hiçbirinizin bir fikri yok! Ne Donna'nın, ne Artan Umut'un, hiçkimsenin! O kız anlamadığı işlere burnunu sokuyordu!
Adaku: Sen de bunu anla Dr. Misra. Mahkeme seni 25 yıl hapisle cezalandırıyor. Hipokrat Yemini et ya da etme, orada kimseye zarar veremeyeceksin!
Misra: Sadece kendinize zarar verirsiniz! Artan Umut gidip ben hapse girdiğimde size bakacak kimse kalmayacak!

Carmen: <İsim>, Donna'nın onurlu kişiliği ve idealizmiyle, Dr. Misra'nın bencil dünya görüşü arasında ne büyük fark var, değil mi?
Carmen: Donna ilaç çalarak çizgiyi aşmış olabilir, ama kızcağızın tek istediği şey ihtiyacı olanlara yardım etmekti. Amacının onurlu olması, yaptığını haklı çıkarır mı?
Carmen: Doğru dedin <İsim>. Hazır depremzedelerden bahsetmişken, Artan Umut'a gidip afet bölgesinde yardıma ihtiyaçları olup olmadığını sorsak iyi olur!

Yeni Bir Işık 1

Carmen Martinez: <İsim>, buraya deprem bölgesindekilere yardım etmeye geldik, ama ne yazık ki nereye gitsek cinayet peşimizi bırakmıyor.
Carmen: Ayrıca SOMBRA'dan da halen ses seda yok. Konu onlar olunca rahat nefes alabilir miyiz bilmiyorum, ama o pis yüzlerini ortaya çıkarana kadar iyisi mi buraya yapmak için geldiğimiz şeye odaklanalım.
Carmen: Haklısın! Hadi Tac Mahal'e gidip Artan Umut'un afet bölgesindeki çalışmalarına yardımcı olalım!
Lars Douglas: Selamlar <İsim>! Umarım sakıncası yoktur da, Carmen ile konuşmana kulak misafiri oldum. Ben de bir şekilde yardım etmek isterim!
Lars: Laboratuvarda tıkılıp kalarak kendimi aciz hissettim... Ayrıca Hindistan'ı da iyi bilirim. Belki Hanuman Heykeli'ni yoklamada sana yardımcı olabilirim? Duyduğuma göre fena hasar almış!
Carmen: Lars, her türlü yardıma açığız kardeş! Pekala <İsim>, sen Lars ile birlikte devrik Hanuman Heykeli'ne git, ben de seni burada bekliyor olacağım. İşin hallolunca birlikte Tac Mahal'e gideriz!

İncele: Devrik Heykel.
Lars: Laboratuvardan çıkıp sana yardım etmek çok güzel bir duygu <İsim>! Felaket anlarında herkes üstüne düşeni yapmalı.
Lars: Böylesine güzel bir heykeli bu halde görmek iç karartıcı. Hanuman Heykeli'nin 33 metre uzunluğunda olduğunu biliyor muydun? Depremde yıkıldıktan sonra etrafa zarar vermemesi mucize!
Lars: Bende zırvalıyorum! Gördüğüm üzere bu yoga çantasına bakmak istiyorsun!
Lars: İyi fikir <İsim>! Belki de kayıp kişileri bulmamız konusunda bize yardımcı olur! Hadi içini arayalım!

İncele: Yoga Çantası.
Lars: Yoga çantasının kime ait olduğunu belirten bir şey bulamadık, ama onun yerine gurunun birinin kitabının bir sürü nishasını bulduk.
Lars: "Parlayan Işık: Bir Guru'nun Doğuşu". Sence de ilginç değil mi?!
Lars: Bakıyorum ki çantada bulduğun kamera daha çok ilgini çekti <İsim>. Başkasının eşyalarını karıştırmak bana göre değil, ama bunun kime ait olduğunu bulmak için kilidini açman gerekecek!

İncele: Kilitli Kamera.
Lars: Vay be <İsim>, o kamerayı resmen oyun oynar gibi açtın! Bunu Elliot'a gönderelim mi?

Analiz et: Kamera.
Elliot Clayton: <İsim>, bu kez de Lars'la çalışıyor olman ne iyi. Yani tamam, Carmen ile Jack'i severim de, biraz değişiklik de lazımdı hani.
Lars: Eyvallah küçük adam. Sen de fena sayılmazsın!
Elliot: Bir de küçük adam demesen... Her neyse, dini tarikatlara ilgi duyduğunu bilmiyordum <İsim>...
Lars: Dini tarikatlar mı?! Bir saniye, <İsim> ile Hanuman Heykeli'nin orada bulduğumuz kameranın içindekilerden mi bahsediyorsun?
Elliot: Evet. Görünüşe bakılırsa, yoga Bodhi bir tarikatmış. En azından bana getirdiğiniz bu kameradan bu sonuca vardım.
Lars: Demek bu Bodhi'nin kamerasıymış! Ne var içinde?
Elliot: Bildiğiniz yoga ve hippi zırvalıklarının yanı sıra... bu arada herif acayip bükülüyor... bir guru liderliğinde yapılan, bir çeşit ruhsal toplantıda çektiği videolar vardı. İzleyin.

-Kaydın başı...-
Om Padmasana: Dostlarım, ruhun ne olduğunu bilmek ister misiniz? Ruh sizin bilincinizdir. Tıpkı kalbin içindeki ışık gibi parlar! Parlayan ışıkla içinizi temizleyin!
Aydınlanmış Kalabalık: Parlayan ışıkla içimizi temizledik!
Padmasana: Evet! Parlayan ışıkla temizlenin ve kalbinizi dünyaya açın! Işıkla kalın! Namaste!

-Kaydın sonu...-
Lars: Bodhi'nin kamerası ile çektiği şu adam acayip birisiymiş! Kim ki o?
Elliot: Tam emin değilim. Guru Om Padmasana olarak biliyor, ama hakkında pek bilgi yok. Öğrendiğime göre daha bir yıldır guruymuş. Bundan öncesi tam bir muamma.
Elliot: Ama bana sorarsanız, geçmişi olmayan ve kendi kendini atayan bir guru, meşru olmak için fazla "şimdiki zamanda" kalıyor. O parlayan ışık laflarına da inandığımı sanmayın.
Lars: Senin kuşkularına rağmen, nereye gitse onu takip eden bir sürü sadık müridi var.
Lars: Ne yazık ki bazıları, insanları kontrol altına almak için zorlu günleri kendi çıkarlarına kullanırlar.
Lars: Haklısın <İsim>, bu guruyu araştırmalıyız. Hadi şu elastik dostumuz Bodhi'ye gidip ona guruyu soralım.

Bodhi'ye videodaki guruyu sor.
Bodhi Green: Namaste <Rütbe> <İsim>! Seni tekrar gördüğüme şaşırdım. Yoksa benimle yogamı yapmak istiyorsun?
Lars: Bana nasıl yapıldığını öğretebilir misin?!
Lars: Affedersin <İsim>! Bir an kafam dağıldı! Bodhi, buraya videolarındaki guru hakkında bilgi almaya geldik.
Bodhi: Guru Om Padmasana mı? O harika birisidir hacı. Tam bir ilham kaynağı. Bu karanlık dünyanın ışığı; onun ışığı sayesinde hepimiz temizlendik!
Lars: Bu "ışık" konusunda bize ne söyleyebilirsin peki? Nerelidir? Kimlerdendir? Gerçek adı nedir?
Bodhi: Tek bildiğim adının Guru Om Padmasana olduğu. Tek bilmem gereken şey de bu. Geçmiş yoktur... sadece günümüz vardır.
Bodhi: Ama... yakında Bombay'da bir kirtana öncülük yapacak. Oraya gidip ışığını kendi gözlerinle görebilirsin <Rütbe> <İsim>!
Lars: İpucu için sağ ol hacı!
Bodhi: Sorun değil gardaş. Bir de <Rütbe> <İsim>, gideceksen eğer mutlaka bunu tak. Auranı sarmalayan negatif enerjiyi dağıtmana yardım eder.

İncele: Deprem Bölgesi.
Carmen: <İsim>, buranın ne kadar kötü göründüğüne halen inanamıyorum! Gerçi depremin şiddetini düşününce de normal geliyor.
Carmen: Bir yığın kırık plastik parçası bulmuşsun. Ne olabileceği hakkında bir fikrin var mı?
Carmen: Sanırım parçaları toplayınca ne olduğunu görebileceğiz.

İncele: Kırık Nesne.
Carmen: Birleştirdiğin plastik boş bir hap şişesiymiş. Ama etiketi solmuş. Çevre koşullarına bakınca pek şaşırmamak gerek.
Carmen: Saha kitini aldım <İsim>. Şişeyi pudralamaya hazır olduğunda haber ver, hemen halledelim.

İncele: Hap Şişesi.
Carmen: <İsim>, hap şişesini pudralayınca bunun Dracoxia adlı bir ilaca ait olduğu ortaya çıktı. Üreten şirketin adı da O.M. Medilab. Bu ismi ilk kez duyuyorum.
Carmen: Şüpheli ilaçların piyasada dolaşmasına izin veremeyiz! Doğru dedin <İsim>! Bu şişeyi derhal Elliot'a gönderelim. Bakalım bu O.M. Medilab hakkında neler bulacak.

Analiz et: Şişe Etiketi.
Elliot: Selam Carmen, sonunda bandajı atmışsın.
Carmen: Eyvallah koç. O nasıl bir darbeydi ama. Neyse ki artık iyiyim! Bu arada, sana gönderdiğimiz şu Dracoxia şişesi hakkında bir şeyler öğrenebildin mi?
Elliot: Angela'dan yarıdm istedim ve bana anlattığı şey bayağı çılgıncaydı! Görünüşe bakılırsa Dracoxia, birçok bulaşıcı hastalığa geniş spektrumlu tesir sağladığı iddia edilen, oldukça deneysel bir antiviral ilaçmış.
Elliot: Süper, değil mi? Ama henüz insanlar üzerinde denenmemiş ve aşırı dozu, bütün ilaçlara karşı bağışıklığı olan bir süper virüse, hatta, burayı alıntılıyorum, "devasa boyutlarda bir salgına" yol açabilir!
Carmen: Yani bu haplar insanları öldürebilir mi diyorsun?! Bu O.M. Medilab hakkında daha fazla bilgi edinmeliyiz!
Elliot: Korkarım ki o konuda fazla bir şey elde edemedim. Tek bildiğim şey O.M. Medilab'ın, bağışıklık bilimi ve bulaşıcı hastalıklar alanında çalışan, yabancı menşeili bir ecza ve biyoteknoloji şirketi olduğu.
Elliot: Hiç şeffaf olmamaları da, mali işlemlerini takip etmeyi neredeyse imkansız kılıyor.
Carmen: Bence de <İsim>. Tartışmalı bir ilaç üreten izlenemez bir şirket... Kesin bir çapanoğlu olmalı.
Elliot: Elimde ilginizi çekecek başka bir bilgi daha var. Görünene göre, Yeni Delhi'de bu ilacı dağıtmakla yetkili tek kişi var... o da şu anda içeride.
Carmen: Dr. Misra mı? Pekala <İsim>, sıradaki adımın ne olduğunu biliyoruz: Doktorun emri üzerine Dr. Misra'ya bir hapishane ziyareti!

Dr. Misra'yı hap şişesi konusunda sorgula.
Sumati Misra: Ruhsatımı ve haysiyetimi elimden aldığın yetmedi mi <Rütbe> <İsim>? Daha ne istiyorsun?
Carmen: Dr. Misra, O.M. Medilab adlı bir şirket ile çalıştığını öğrendik. Onlar hakkında bilgi sahibi olmak istiyoruz.
Misra: Fazla anlatacak bir şeyim yok. Birkaç gün önce mümessillerinden biri benimle irtibata geçti. Yaptığım işleri takip ediyorlarmış, benimle bir anlaşma yapmak istediler.
Misra: Ecza kataloglarına münhasır erişim hakkı tanıdılar, bende ilaçları neredeyse ölü fiyatına alabildim. Karşılığında da hastaların ilaçlara ne tür verdiğini söylemem gerekiyordu.
Carmen: Para karşılığında hastaların üzerinde deney mi yapıyordun?!
Misra: Tıp dünyasının gerçeği bu. Ama taş kalpli olmadığımı kanıtlamak için size bir ipucu vereceğim: İlacın son stoğu Lotus Tapınağı'nda. Aradığın bilgileri orada bulacaksın <Rütbe> <İsim>.
Misra: Birde gitmeden önce hapishane yemeğimi de al <Rütbe> <İsim>. Hindistan'da hamburger vermek hakaret sayılacak bir hareket. Burada ineklerin kutsal olduğunu bilmiyorlar mı?!

İncele: Derme Çatma Hastane.
Carmen: <İsim>, umarım Dr. Misra bize burada bulacağımız şey konusunda yalan söylememiştir!
Carmen: Dr. Misra'nın bahsettiği ilaç stoğunu bulamadık belki <İsim>, ama görünüşe bakılırsa ikinici en önemli şeyi bulmuşsun!
Carmen: Eğer şanslıysak, bu solmuş faturada gizemli O.M. Medilab hakkında bir şeyler bulabiliriz! Pudra takımını getiriyorum.

İncele: Solmuş Kağıt.
Carmen: <İsim>, bu sevk faturasında Artan Umut'un tüm ilaçlarını O.M. Medilab'a SATTIĞI mı yazıyor?
Carmen: İlaç kıtlığı çektikleri halde neden stoklarını bir başkasına satsınlar ki?! Bu hiç mantıklı değil!
Carmen: Bu hiç hoşuma gitmedi işte! Özellikle bir yardım vakfı için fazla alçakça bir hareket!
Carmen: Seninleyim <İsim>! Kokan bir şeyler ver ve bunun tezek olmadığını söyleyebilirim! Bakalım Warren Goodfellow bu fatura hakkında ne söyleyecek!

Warren'ı sevk faturası konusunda sorgula.
Carmen: Bay Goodfellow, O.M. Madilab'a sattığınız bir dolu ilaca ait bir sevk faturası bulmamızı nasıl açıklauacaksınız? İlaç kıtlığı yaşadığınızı sanıyordum.
Warren Goodfellow: Yaşıyorduk zaten! Yani... ilacımız vardı ama erişimimiz yoktu! Bürokratik manevralar yüzünden ilaçlarımız kapalı kapılar ardında kalmıştı.
Warren: Hiçbir şey yapamıyorduk. İlaçlarını dağıtma yetkimiz yoktu. Kullanım izni almakta çok uzun sürüyordu.
Carmen: Siz de ilaçları satmaya mı karar verdiniz? Mantık nerede burada?
Warren: Dağıtamadığımız ilaçları satarak Artan Umut için para toplayabileceğimizi düşündük. O.M'nin ödemesi daha bugün elimize geçti!
Carmen: Gönüllünüz Donna, yardıma ihtiyacı olanlara ilaç yetşitirmeye çalışırken öldürüldü!
Warren: Benim de en az sizin kadar tepem atmış durumda, ama oyunun kuralı bu! Çarkın dönmesi için elinizden geleni yapmak zorundasınız!
Carmen: Hayatımda nice pislikler gördüm, ama acı çeken insanların hayatlarıyla oynamak altını hak ediyor!
Warren: <Rütbe> <İsim>, ben iyilerdenim. Zalim bir dünyada yaşıyoruz, ama bir fark yaratacağımıza inancım tam. Gösterdiğin emek için lütfen bunu kabul et.

Tekrar Büro merkezinde...
Carmen: <İsim>, afet bölgesine yardım ederken oldukça ilginç şeyler bulduk, değil mi?
Carmen: İlk olarak, geçmişi belli olmayan ama yığınla müridi olan guru Om Padmasana var. Bir gözümüz onun üstünde olsa iyi olur.
Carmen: Bir de O.M. Medilab var tabii. Büyük ilaç şirketleri karanlık işler çevirebilir, ama bu şirket el altından anlaşmalar konusunda uzmanlaşmış gibi duruyor. Onları da gözümüzün önünde bulunduralım!
Şef Ripley: SOMBRA'dan ses seda çıkmamasına neredeyse sevineceğim. Zaten işimiz başımızdan aşkın... ama yine de uyanık olalım!
Ripley: <İsim>, az önce artçı depremlerin Bombay'da büyük tsunamilere yol açtığına dair bildirim aldık! Tam bir felaket!
Ripley: Büro her türlü yapmaya söz verdi <İsim>, bu da demek oluyor ki... yeni durağın Bombay!

Also on Fandom

Random Wiki