Fandom

Criminal Case Wiki (TR)

Vahşi Vahşi Ölüm/Diyaloglar

< Vahşi Vahşi Ölüm

1.266pages on
this wiki
Add New Page
Comment1 Share

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Vaka Diyaloglar
Vahşivahşiölüm.png

Frank Knight: Selam <İsim>! Geçenki vakamızdan Horace Foster'ı hatırladın mı? Hani Cam Prenses'i canlandıran aktrisi öldürdüğünden şüphelendiğimiz film prodüktörü?
Frank: Bize bir filmin nasıl yapıldığını göstermek için Abitbol & Sons stüdyolarına giriş izni verdi! Son çektiği film bir Western filmi, adı da "The Ornery Die Last"!
Frank: Western filmlerine bayılırım! Çocukluğum onlarla geçti! O tarz filmlerde dünya çok basittir. İyi adam ve kötü adamın kim olduklarını bilirsin...
Frank: Ne dersin <İsim>? Vahşi Batı'ya yolculuk etmeye hazır mısın?

1. Bölüm

İncele: Western Filmi.
Frank Knight: Gözlerime inanamıyorum! Horace Foster parçalara ayrılmış!
Frank: Bunu ona kim yapmış olabilir? Roxie bununla epey bir uğraşacak...
Frank: En azından kurbanın evrak çantasını bulmuşsun, üzerinde "Horace" yazıyor. Buyur, içini aramak için sabırsızlandığını biliyorum!
Frank: Şu paramparça fotoğrafta neyin nesi? Sence filmde falan mı kullanılmış? Eminim ki her zamanki gibi onu geri birleştireceksin.
Frank: Şov dünyamız burada bitiyor, he? Cinayetin pislik dünyasına kaldığımız yerden devam...

Otopsi: Kurbanın Cesedi.
Roxie Sparks: Daha fazla bilgi için sabırsızlandığınız gözlerinizden okunuyor, ama hevesinizi dizginlemeniz gerek...
Roxie: Vaktini çaldığım için özür dilerim <İsim> ama film prodüktörünü atlar parçalamış.
Roxie: Bu, bugüne kadar karşılaştığım en sıra dışı cinayet silahı oldu!
Frank: Yani olay anında Horace Foster halen hayatta mıymış?!
Roxie: Maalesef evet. Ama ilaç verilmiş. Toksikoloji raporu, vücutta hem viski hem de ketamin bulunduğunu gösteriyor... Katil, Bay Foster'ı bağlayabilmek için önce uyuşturmuş olmalı.
Roxie: Ayrıca kurbanın kaburgalarında ayakkabı izi gibi izler vardı ki bu da katilin kovboy çizmesi giydiğini gösteriyor!
Roxie: Bu bilgiler, Western film setindeki şüpheli havuzunu daraltmaya çok yardımcı olacak, Roxie. Teşekkürler...
Frank: Sonuna kadar haklısın <İsim>! Katilin kovboy çizmesi giymesi iyi bir delil ve peşinin bırakılmaması gerekiyor!

İncele: Paramparça Fotoğraf.
Frank: Şimdiden kendini aşmaya başlamışsın <İsim>! Hadi ama, resimdeki kadını tanımıyor musun?! O Meksikalı bir güreşçi -- o yüzden maske takıyor!
Frank: Luz Lucha, aynı zamanda "La Cavalera" olarakta bilinir. Yani İspanyolca da Kafatası demek... Güreş tarzı inanılmazdır!
Frank: Evet, arada güreş izlemişliğim vardır! Bu bir suç değil ya! Güreşe, özellikle de Luz Lucha'ya bayılırım...
Frank: Her neyse! Fotoğrafa dönelim! İyi yakaladın <İsim>! Bu, Horace Foster'a verilmiş bir imza! Luz Lucha ondan "en büyük hayranı" olarak bahsetmiş.
Frank: Horace hakikaten de onun en "büyük" hayranı olmalıymış!
Frank: Pardon <İsim>! Aklımı hemen işe veriyorum. Eğer Bayan Lucha kurbanımızı tanıyordu ise, onunla konuşmamız gerekecek.

Luz Lucha'ya kurbanın imzasını sor.
Luz Lucha: Hey, yakışıklı! Senin için bir şey imzalamamı ister misin?
Frank: Büyük bir zevkle, Bayan Lucha! İsmim Frank. F-R-A-N-K...
Frank: Pardon <Rütbe> <İsim>! Bayan Lucha, sizinle Horace Foster'a verdiğiniz imza hakkında konuşmak istiyorduk. Onu cesedinin yakınında buldukta. Yani bildiğimiz ceset.
Luz: Horace öldürüldü mü?!
Frank: Evet, daha önce birisinin kendi kendini parçaladığını duymamıştık... Onunla nasıl tanıştınız? Western filminde dublörlük falan mı yapıyordunuz?
Luz: Yok, kardeş. Onunla restoranda karşılaştım. Horace masama geldi ve bana hayranı olduğunu ve... Meksika güreşine bayıldığını söyledi.
Luz: Bana benim için bir film projesi tasarlayacağından bahsetti. Ama anlaşılan bu artık olmayacak...
(Luz ile konuştuktan sonra)
Frank: Her ne kadar güreşçi de olsa, Luz Lucha'nın Horace Foster'ın peşinden gideceğine inanmıyorum... Ayrıca bize hayranı olduğunu söyledi!
Frank: Doğru diyorsun <İsim>. Kurbanımız hakkında her şeyi bildiğimiz söylenemez... Adresi dosyada yazılı. Gidip köşkünü aramaya ne dersin?

İncele: Kurbanın Evi.
Frank: Kurbanımızın klası mı varmış ne? Yani, şu kovboy heykeline baksana! KOCAMAN!
Frank: Biliyorum... Yapacak işimiz var. Pekala, ne buldun?
Frank: Bir kasa mı? Kurbanın sakladığı şeylere bakarak onun hakkında daha fazla şey öğrenebilirsin. Şifreyi kıracağından şüphem yok!
Frank: Ayrıca Abitbol & Sons stüdyolarından kurbana yazılmış bir muhasebe mektubu mu buldun? Kalbim yerinden fırlayacak!
Frank: Tamam, tamam... Mesaj alındı! Üzerinde bir şeyler yazıyor fakat silinmiş. Şuna göz at <İsim>. İhtiyacımız olan bütün bilgiyi ortaya çıkartacaksın, bundan eminim...

İncele: Kurbanın Kasası.
Frank: Vay anasını! Kurbanın kasasının içinden oldukça şaşalı bir mücevher çıkardın!
Frank: İyi de Horace Foster, kasasında bu mücevherden başka bir şey saklamış olamaz mı ki? Ayrıca özel yapım gibi duruyor... Ayrıca özel mücevherlerin her zaman özel bir hikayeleri vardır.
Frank: İyi fikir <İsim>. Mücevheri kayıt cihazından geçirerek hakkında daha fazla bilgi edinebilirsin.

İncele: Mücevher.
Frank: Horace'ın kasasında bulduğun o mücevher, Eva Grant diye birisine mi aitmiş?
Frank: Dosyasında aktris olduğu yazıyor. Son olarak Horace'ın son prodüksiyonunda bayan başrol karakterini canlandırıyormuş!
Frank: Seni bilmem <İsim>, ama ben, küçük hanımın mücevherinin kurbanın evinde ne aradığını öğrenmeyi çok isterim! Hadi gidip Eva ile konuşalım.

Eva Grant'i mücevheri hakkında sorgula.
Eva Grant: Horace bu kolyeyi bana 22. yaş günüm için hediye olarak vermişti...
Eva: Horace her zaman başıboşları kurtarırdı ve bende onlardan biriydim... Beni bulduğunda arabamda arabamda uyuyordum! Bana yeni bir hayat verdi!
Eva: O benim için bir baba gibiydi. Ayrıca bana son filminde bayan başrolüde verdi!
Frank: Kasideni böldüğüm için kusura bakma, fakat maden Horace bu kolyeyi SANA verdi, o zaman bunu neden ONUN kasasının içinde bulduk?
Eva: Kolye bir partide boynumdan düşmüştü ve saatlerce onu aradım. Onu bulduğumda ise, onun Horace'ın elinde daha güvende olacağını düşündüm...
Eva: Ah, zavallı Horace! Onsuz gösteri nasıl devam edecek?!

İncele: Solmuş Kağıt.
Frank: Pekala, kurbanın köşkünde bulduğumuz şu muhasebe dosyasını kim göndermiş? Bilmiyor musun? Merak etme <İsim>, her şeyin bir ilki vardır!
Frank: Ah, bir saniye... Bilmiyorsun çünkü yazanın adı yok! Ama bir not bulmuşsun: "Horace Foster, başın büyük dertte"...
Frank: Horace muhasebeciyi sinirlendirdiğine göre oldukça fena bir şey yapmış olmalı... Hadi bunu Hannah'ya gönderelim. Eminim o, bu mesajı gönderenin kim olduğunu bulabilir!

Analiz et: Muhasebecinin Mektubu.
Hannah Choi: Pekala Frank, muhasebecilerden korkar mıydın?
Frank: Para yöneten insanlarla aram hiç iyi olmadı...
Hannah: Kurbanın hesaplarını gözden geçirmek zorunda kaldım ve Abitbol & Sons Stüdyolarına ait bir hesaptan şahsi hesaplarına para aktardığını gördüm!
Frank: "Başın büyük dertte" mesajının anlamı buymuş demek. Peki kurbanımıza bu mesajı kimin gönderdiğini buldun mu?
Hannah: Tabii ki. Leo Brooks, stüdyonun muhasebe şefi ve Horace'ın film bütçesinden de o sorumluymuş!
Frank: Aynı izin peşindeyiz <İsim>. Hadi gidip şu Leo'yla görüşelim!

Leo Brooks'a kurbana yaptığı tehdidi sor.
Leo Brooks: Bunu nasıl mı yazdım <Rütbe> <İsim>? Horace sürekli... stüdyonun bütçe sınırlamalarını anlamak konusunda sorun çıkartırdı.
Leo: Stüdyonun parasını filmi ile zerre alakası olmayan şeylere harcardı! Misal 40 metre boyunda bir parti yatı kiralamak gibi...
Frank: O yüzden onu tehdit ettin. Peki "büyük dert" ile tam olarak neyi kastettin, Bay Brooks?
Leo: Paranın "kaybolması" başlı başına bir dert zaten! O mesajda sadece benim Horace'ı harcamalarını durdurması konusunda uyarma şeklim!
Leo: Horace'ın "The Ornery Die Last" adlı filminin bütçesinden sorumluyum ve stüdyo yöneticileri suçlayacak birilerini aramaya başladıkları zaman işim tehlikeye girer!

İncele: Kurbanın Evrak Çantası.
Frank: Pekala, kurbanın evrak çantasının içinde bir kaç adet iskambil kağıdı buldun. Yalnız bununla neyi ispatlamaya çalıştığını anlamış değilim <İsim>. Kurbanımızın kumarbaz olduğunu falan mı?
Frank: Bu kartların kurbana ait olmadıklarını mı düşünüyorsun? Cidden bazen hakikaten boşa sıktığını falan düşünüyorum.
Frank: Tamam, tamam! Bu kartları "mucize çocuk" Russell'a gönderelim, bakalım o ne diyecek!

Analiz et: İskambil Kağıtları.
Russell Crane: Merhaba <İsim>! Bu iskambil kağıtlarını kurbanın evrak çantasında bulman büyük şans!
Russell: Bulduğun dört karta "Ölü Adamın Eli" deniyor. Meşhur Silahşör "Vahşi Bill" Hickock'un 1876 yılında poker oynarken vurulduğu an elinde olan kartlar bunlar.
Russell: Bu kartlar, genellikle Western filmlerinde birinin öleceğini işaret eder. Ancak "The Ornery Die Last"ın senaryosunda böyle bir şey yoktu.
Russell: Bununla birlikte poker oyuncuları, ellerine bu kartlar geldiğinde o ürpertiyi hissederler...
Frank: Kim bu dört kartı evrak çantasında taşır ki?!
Russell: İşte bu... Kurbanın durumunu dikkate alacak olursak kartlar, katilin bir mesajı olmalı. Ve katil, pokerden anlıyor...
Frank: Yani Horace Foster'ı öldüren kişi poker mi oynuyormuş? Umarım şüphelilerin kapalı kartlarını tek tek açarız <İsim>!

Daha sonra stüdyoda...
Frank: Toparlama işini stüdyoda yapmayı kabul ettiğin için sağ ol <İsim>! Western filminin içindeymişim hissi acayip heyecan veriyor!
Frank: Ama çözmeye çalıştığımız cinayet işin karanlık kısmı! Halen birilerinin Horace Foster'ı atlara bağlayıp dörde ayırdığına inanamıyorum!
Frank: Şu ana kadar elimizde Horace'ı öldürecek derecede ona kızgın olan bir şüphelimiz Leo Brooks var... Dediğine göre Horace'ın harcamaları yüzünden işi tehlikedeymiş...
Frank: Luz Lucha'nın yapmış olabileceğine zerre inanmam. Bize Horace'ın kendisinin büyük bir hayranı olduğunu söyledi!
Frank: Ben daha ziyade Eva Grant'ten şüpheleniyorum. Bize Horace'ı babası gibi gördüğünü söyledi fakat aldığı mücevhere bakınca ben Horace'ın onu pekte kızı gibi gördüğüne inanmıyorum...
Frank: ...
Frank: O ne lan öyle?! Western kavgası mı?!

2. Bölüm

Frank Knight: Halen bşr Western film setinde işlenmiş bir cinayeti araştırdığımıza inanamıyorum <İsim>. Sanki rüyalarım gerçek olmuş gibi! Tabii yaşanan korkunç cinayeti saymazsak.
Frank: Her neyse, sence film prodüktörü Horace Foster'ı atlarla dörde bölerek öldüreni bulmak için bir sonraki adımımız ne olmalı? Acaba-
Frank: ...
Frank: O neydi lan öyle, <İsim>?! Stüdyo arazisinin ortasından geldi... Hadi gidip ne olduğuna bakalım!

-Bir kaç metre ötede...-
Tex Houlihan: Allah'ın cezası kamyon yine yaptı yapacağını! Şu yiyecek kamyonunun yasaklanması gerekiyor! Gidip sağlık müfettişini çağıracağım!
Frank: Kendine gel koca adam! Sorun nedir? Yağlamaları mı bitmiş?
Tex: Öyle olsa stüdyodaki insanların durumları daha iyi olurdu! Hayatımda kendimi bu kadar hasta hissetmemiştim!
Frank: Ortalığı yakıp yıkmanın kimseye faydası olmaz! Üzerindeki gömlekte hayvan sorumlusu yazıyor. Tam olarak ne iş yapıyorsun.
Tex: Şu günlerde "The Ornery Die Last" filmindeki atlardan sorumluyum.
Frank: Horace'ın son filmindeki bütün atlardan mı? Onu parçalara ayıran atlarda dahil mi?
Frank: Şu anda gözüme ne olarak göründüğünü biliyor musun, Tex? Bir numaralı şüpheli olarak! <Rütbe> <İsim>'in sana soruları var!
Frank: Doğru dedin <İsim>! Yiyecek kamyonu film setinin hemen yanı başında olduğuna göre, burayı da aramaktan zarar gelmez!

Tex Houlihan'a atlarla işini sor.
Frank: Şimdi Horace'ın son filmindeki atlardan sen mi sorumluydun?
Tex Houlihan: Son demek yanlış olmaz tabii...
Frank: Horace'ın atlar tarafından parçalandığını göz önünde bulundurursak, bunun senin açından pekte hoş gözükmediğinin farkındasındır herhalde...
Tex: Horace Foster'ı benim öldürdüğümü mü düşünüyorsunuz? Neden böyle bir şey yapayım ki?
Tex: Horace benim için poker arkadaşından daha fazlasıydı. O, halen Western türüne inanan Ivywood'da ki tek adamdı!
Tex: O ihtiyar bebeye zarar vermektense en sevdiğim kovboy çizmelerini satarım daha iyi! O olmasaydı şu anda işsizdim!

İncele: Yiyecek Kamyonu.
Frank: Yiyecek kamyonunda çikolata ve püskevitten başka bir şeyler bulabildin mi <İsim>? Seçenekler bunlar, he?
Frank: Pekala, şu ekipman sandığı göze pekte tuhaf gözükmüyor. Burası bir film stüdyosu sonuçta. Yine de sen bilirsin tabii, eğer işe yarayacağını düşünüyorsan o kutunun içini karıştır.
Frank: Bende bu parçalanmış kağıdı senin yerine geri dönüşüm kutusuna atayım <İsim>...
Frank: Nasıl? O parçalanmış kağıdı birleştirmek mi istiyorsun? Pekala, sen bilirsin!

İncele: Sahne Ekipmanı Sandığı.
Frank: Yiyecek kamyonunun yakınındaki ekipman sandığından o kanlı iş eldivenlerini mi çıkardın? Ne kadar da hijyen dışı...
Frank: Her ne olursa olsun, bu eldivenleri bir an önce Yann'a göndermeliyiz! Yoksa bunlardan hastalık falan kaparız bir de...

Analiz et: İş Eldivenleri.
Yann Toussaint: Tekrar merhaba <İsim>! Buna bayılacaksın! Yiyecek kamyonunun yakınında bulduğun iş eldivenleri bayağı bir şeyi ortaya çıkardı!
Yann: Öncelikle eldivenlerdeki kanın kurbana ait olduğunu buldum...
Frank: Yani katil, cinayeti işlerken eldiven giyiyormuş!
Yann: Doğru. Ayrıca eldivenlerde başka maddeler de buldum; tuz, yeşil limon suyu ve... Tekila!
Frank: Yani katil tekila mı içiyormuş? Sanırsam cinayet bazılarının boğazını kurutuyor!

İncele: Kahve Masası.
Frank: Delil toplarken koleksiyoncuları uzak tutmakla iyi iş çıkardın <İsim>! Ne buldun?
Frank: Bu oldukça garip bir şişe ve etiketi de tamamen solmuş. Muhtemelen içinde içki falan yoktu, o zaman mesele nedir?
Frank: Elbette <İsim>! Eğer senin için ipucu ise, benim için de ipucudur! Bu her neyse, gerçeği en kısa zamanda açığa çıkaracağına canı gönülden inanıyorum!
Frank: Doğru dedin <İsim>. Bu sandığın içinde her türlü ipucu olabilir...
Frank: Yeteneklerini biliyorsam, bu sandığın iki saniye sonra açık olacağını söyleyebilirim. Sana mani olmayayım ben...

İncele: Mavi Şişe.
Frank: Pekala, şu garip mavi şişenin etiketinde ne yazıyormuş? "Seninle çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz!" Eee, kulağa hoş geliyor...
Frank: İmza falan yok mu? Haklısın <İsim>! Şu garip sembol var...
Frank: Söylemekten nefret ediyorum ama, Emniyette bu sembolün neyin nesi olduğunu bilebilecek tek kişi var. Hadi bunu Russell'a götürelim...

Analiz et: Şişe Etiketi.
Russell Crane: Merhaba <İsim>. Horace'ın köşkünden getirdiğin şişe çok ilginçti, hatta etiketi daha da ilginçti...
Russell: Bu sembole aşinayım... Bu resim, meşhur Ivywood tarikatı Ütopyalılara ait.
Russell: Tarikat, sonsuz hayat ve sonsuz şöhret vaat ediyor... Tabii bir bedeli var. Ünlüler arasında gitgide popüler hale geliyor.
Russell: Şişenin kendisi, Ütopyalıların müritlerine verdiği iksiri içeriyormuş. Tabii herhangi bir etkisi falan yok.
Frank: Horace gibi bir adamın böyle kaçık bir tarikat ile işi olduğuna inanamıyorum...
Russell: Ivywood'da her şey mümkün Frank. Horace'ın, müritleri arasında olup olmadığından emin olmak istiyorsan "The Ornery Die Last"'in yıldızı Brett Nolan'a sorabilirsin.
Russell: Nolan, film çekmediği dönemlerde Üropyalıların yarı resmi temsilciliğini yapıyor. Onunla konuşmanı tavsiye ederim.

Brett Nolan'a Ütopya şişesini sor.
Frank: Size Horace Foster hakkında sorularımız olacak, Bay Nolan. <Rütbe> <İsim>, kurbanın malikhanesinde üzerinde Ütopya ambleminin bulunduğu bir şişe buldu.
Brett Nolan: İksir! EVET! Ona biraz vermiştim. Aslında vermemen gerekiyordu, fakat ona sonuna kadar dost olduğumuzu ispatlamak istemiştim!
Brett: Horace Foster ile çalışmak bir rüyanın gerçek olması demek <Rütbe> <İsim>! Adam tam bir yaşanan efsaneydi!
Brett: Setteki herkese mahmuz ve tekila gibi ortama uygun hediyeler verirdi. Belirtmem gerekir ki, en iyisi tekilaydı... tıpkı Horace gibi!
Brett: Onun öldüğüne inanamıyorum. Halen birden sete geri dönecekmiş gibi hissediyorum...
Brett: Ancak dünyadaki bütün insanlar Ütopya inancına katıldıktan sonra, yaşayanlar ve ölüler tekrardan bir araya gelecekler!
Brett: Horace bir gün geri dönecek ve ben, kovboy çizmelerimi ondan önce çıkarmayacağım!

İncele: Kurbanın Çantası.
Frank: Vay be <İsim>! Şu sandığı resmen saniyesinde açtın! Şu hatıralara baksana!
Frank: Ama sen her türlü bunların içinden buraya ait olmayan bir şeyler çıkartacaksın... Eğer benim hoşuma gidecek bir şeyler bulursan bana haber ver.

İncele: Film Hatırası.
Frank: O film eşyalarının arasından işe yarar bir şeyler buldun mu <İsim>? Bir mektup, ha? Bakalım ne yazıyor: "Leo, muhasebe kayıtlarını yok et, yoksa bu şehirde işin biter!" Ve kurbanımız tarafından imzalanmış!
Frank: Haklısın, ayrıca bu "Leo"'nun da kim olduğunu biliyoruz. Kurban stüdyonun muhasebe şefine hesaplarını tahrif etmesini söylemiş...
Frank: Yani Leo, fazla para harcadığı için Horace'a kızmış ve buna karşılık Horace, Leo'yu kariyerini bitirmekle tehdit etmiş...
Frank: Sence Horace'ın tehdidi Leo'nun kendisini kaybetmesine neden olmuş olabilir mi? Haklısın <İsim>! Hadi onunla bir kez daha konuşalım!

Leo'yu Horace'ın şantaj mektubu hakkında sorgula.
Leo Brooks: Evet, Horace beni, eğer stüdyo yöneticilerine harcamaları konusunda yalan söylemezsem beni stüdyodan kovdurmakla tehdit etti!
Leo: Ivywood küçük bir yerdir <Rütbe> <İsim>. Eğer Abitbol & Sons Stüdyolarından atılırsam, bir daha hiçbir yerde iş bulamam...
Leo: Bu yüzden Horace'ı sıkıştırmak için malikanesine gittim. Ama Horace, her zamanki gibi önemli meseleler hakkında konuşmak yerine poker oynamayı tercih etti!
Leo: Cesaretimi toplamak için yığınla tekila içmek zorunda kaldım ama yine de o mektubu buruşturdum ve sonrada kovboy çizmelerim ile üzerinden geçtim!
Leo: Ama tek yaptığım buydu <Rütbe> <İsim>! Horace suratının ortasına yumruğu hak ediyordum, ama herifi ben öldürmedim!

İncele: Paramparça Kağıt.
Frank: Vışş! Yiyecek kamyonundaki o paramparça kağıt meğersem Luz Lucha'nın Deve Pençesi harekerini gösteren bir resimmiş! Oldukça acı veren bir harekettir!
Frank: Haklısın <İsim>! Anlaşılan birisi Horace'ın yüzünü kesip Luz'un rakibinin üzerine yapıştırmış!
Frank: Resmin üzerindeki mesajda "Sıra sende!" yazıyor. Luz bu mesajı tehdit amacı ile yazmış olmalı!
Frank: Yalnız bu resim, Luz'un bize daha önce Horace'ın kendisinin en büyük hayranı olduğunu söylemesi ile pek uyuşmuyor...
Frank: Haklısın <İsim>. İyisi mi Luz'la ufak bir sohbet yapalım.

Luz'a kurbana yaptığı tehdidi sor.
Frank: Luz, <Rütbe> <İsim> ve ben sana şu Horace ile olan... kolajını soracaktık. Ne hakkında bu?
Luz Lucha: Ah lütfen, bu sadece zararsız bir tehdit... Sadece Horace'ı bana olan borcunu ödemesi için gözünü korkutmaktı amacım!
Luz: Beni malikanesine poker oynamaya davet etmişti ve benim de o gün hikmetse üzerimde acemi şansı vardı!
Luz: Ondan 250,000 Dolar ve özel yapım kovboy çizmelerini kopardım! Ama o yenilgiyi kaldıramıyordu!
Luz: Çizmeleri alarak masa başından kalktım ama Horace, paranın geri kalanını ödemedi! Bu yüzden bende ona o kolajı yolladım!
Luz: Benim için buradaki mesele ahlak anlayışı. Güreşte de, hayatta da: Kaybedersen, bedelini ödersin!

Daha sonra yiyecek kamyonunda...
Frank: Yiyecek kamyonuna dönmekle iyi yaptık <İsim>. Bütün bu soruşturmanın arasında karnım acıktı vallaha!
Frank: Şimdi elimizde neler var bir bakalım... Foster, Leo'ya şantaj noktasına gelecek kadar zorbalık etmiş. Ama Leo, acaba Horace'ı bitirecek kuvvete sahip miydi?
Frank: Ayrıca kurbanın Luz Lucha'ya yüklü miktar para borcu varmış... Horace onun en büyük hayranıymış fakat yaptığı o kolaj, hislerinin karşılıklı olmadığını gösteriyor...
Frank: Peki ya şu Brett Nolan denen herif? Elemanın o denli yılışık olması için o Ütopya iksirinden her Allah'ın günü bir şişe içiyor olması lazım...
Frank: Zaten Tarikatları sevmem... Kim bilir müritlerine neler yaptırıyorlardır?
Eva Grant: Kariyerim mahvoldu! Ivywood'da işim bitti!
Frank: Eva? Bir saniye, neler oluyor?
Eva: Bütün hayatım mahvoldu! Rüyalarım karardı! Hepsi de Horace yüzünden!
Frank: Dur! Sakın kendini vurayım deme yoksa seni vururum!
Frank: Aaa... yani, öyle demek istemedim! Yani... Silahını yavaşça yere indir, Eva!

3. Bölüm

Eva Grant: Kariyerim mahvoldu! Ivywood'da işim bitti!
Eva: Bütün hayatım mahvoldu! Rüyalarım karardı! Hepsi de Horace yüzünden!
Frank Knight: Derhal silahını bırak Eva! Her sorunun bir çözümü vardır. En azından Horace gibi atlar tarafından parçalara ayrılmadığına dua et!
Eva: Keşke ayrılsaymışım! İtibarım yerle bir oldu! Daha fazla yaşayamam!
*BAM!!*
Eva: Nasıl-?!
Frank: Off, ucuz atlattık! Oyuncak tabancaymış!
Eva: Ivywood'da ki her şey sahte. Silahlar bile!
Frank: Şuraya otur ve sakinleş, Eva. <Rütbe> <İsim> birazdan sana bir kaç soru soracak...
Frank: Doğru dedin <İsim>, yiyecek kamyonuna tekrardan bir göz atsak iyi olur... Bu stüdyoda bizi Horace'ın katiline götürecek daha fazla şey olmalı!

Eva'ya diva krizini sor.
Eva Grant: Film yıldızı hayatımın bir çırpıda yitip gittiğine inanamıyorum...
Frank: Hey, o kadar da kötü olamaz. Hayatım Horace yüzünden bitti derken tam olarak ne demek istedin?
Eva: Stüdyoların Horace'ın beni senaryonun dışında bırakması planında onunla anlaşmış olduklarını öğrendim!
Frank: Bir saniye! Şimdi Horace senin filmden gitmeni istiyordu ve sende bunu biliyordun, öyle mi? Yani bu iyi kız görüntüsü falan hepsi oyun muydu?!
Eva: Oyunculuk benim işim... Elbette benim gitmemi istediğini biliyordum fakat stüdyonun beni tutacağını sanmıştım...
Eva: O aşağılık adamla bir hiç uğruna yatmış olduğuma inanamıyorum!!!
Eva: Ama bardağın dolu tarafından da bakmak lazım... En azından artık şu gerizekalı kovboy çizmelerini giymek zorunda değilim!
Eva: Ve bu gece film ekibi ile son bir kez tekila içeceğim!
Eva: Ondan sonra Ivywood'u arkamda bırakıyorum! Belki bir gün, hepsi aslında kötü birer rüyaymış gibi gelir...
Frank: Senin yerinde olsam hemen yolculuk planları yapmazdım, Eva. Cinayet için yeterli bir sebebin var!

İncele: Kamyon Tezgahı.
Frank: Görüyorum ki yiyecek kamyonunun etrafında oldukça sıkı ipuçları yakalamışsın <İsim>! Misal... şu at nalı gibi! Gerçi buralara pekte iyi şans getirdiği söylenemez ya...
Frank: Kurbanımızın ne şekilde öldürüldüğü göz önünde bulunduracak olursak eğer, bu at nalına yakından baksak iyi olur, evet. Üzerine bir şey kazınmış fakat okunmuyor!
Frank: Eğer bilgiyi çözebilirsen <İsim>, bu at nalının nereden geldiğini bulabiliriz!
Frank: Bir tane de... metal yığını mı buldun? Yeni hurda koleksiyonun için tebrikler <İsim>! Bunu hurdacıya satsan kaça gider sence?
Frank: Bunu en kısa zamanda birleştireceğine, bu sayede de katili en kısa sürede enseleyeceğimize inanıyorum! Ne bekliyorsun?

İncele: At Nalı.
Frank: Yiyecek kamyonunun orada bulduğun at nalının üzerinde kazınan şeyin ne olduğunu bulabildin mi <İsim>? Sadece bir rakam dizisi mi?
Frank: Aklımdan geçeni söyledin <İsim>. Hannah bu rakamları bulabilir fakat acele etmemiz gerek! Eskilerinde dedikleri gibi, vakit nakittir!

Analiz et: Seri Numarası.
Hannah Choi: At nalında bulduğun seri numarası, atın tutulduğu ahırın ve kullanıldığı setin numarasını gösteriyor <İsim>!
Hannah: Bundan yola çıkarak at nalının Horace'ın filminde kullanılan atlardan birine ait olduğunu buldum!
Hannah: Ama işi biraz daha kurcaladıktan sonra "The Ornery Die Last"ta kullanılan atların satılacağını öğrendim!
Frank: Satılacağını mı?! Tex'le konuştuğumuzda bu detayı atlamıştı!
Frank: Tex, cinayete gittikçe daha da yaklaşıyor... Hadi gidip onu sorgulayalım <İsim>!

Tex'e satılan atları sor.
Tex Houlihan: Bu sefer ne istiyorsun <Rütbe> <İsim>? Eski kankamın anısına içemeyecek miyim?
Frank: Otur yerine, koca adam. Sana şu at nalı hakkında bir kaç sorumuz olacak. Seri numarasına göre bu, senin sorumluluğundaki atlardan birine aitmiş.
Tex: Hay lanet! Bu Buttercup'ın nalı! Deminden beridir bunu arıyordum!
Frank: <Rütbe> <İsim> bunu yiyecek kamyonunun yakınında buldu. Horace'ı öldürdükten sonra bundan kurtulmaya mı çalıştın? Atların satılacak olduklarından haberimiz var...
Tex: Horace bana filmdeki bütün gerçek atların yerine bilgisayar yapımı atlar kullanacağını söyledi. Dediğine göre kendisine daha ucuza mal olacakmış!
Frank: Bilgisayar yapımı at mı? O ne demek oluyor lan öyle?
Tex: İşsiz kalacağım demek oluyor! Bütün gerçek atların yerine bilgisayar yapımı at kullanılması demek benim gibi bir ihtiyarın elinde yapacak bir şeyinin kalmaması demektir!
Tex: Horace ve ben bu işe birlikte başlamıştık... Ne olursa olsun her daim bana arka çıkacağını söylemişti...
Tex: Peki sadakate ne oldu şimdi?!
Tex: Ama ihtiyar Horace'ı ben öldürmedim! Size eyerim üzerine yemin ederim!
Tex: Şimdi benimle Horace'ın şerefine bir tekila içmeye ne dersiniz? Bu şişeyi şu Meksikalı güreşçi kızdan araklamıştım!
Frank: İlgimi çekiyor olabilir Tex, fakat şu anda görevdeyim. Başka bir gün olabilir belki... yani aktif bir cinayet soruşturmasında şüpheli olmadığın zaman.

İncele: Kırık Heykel.
Frank: Yiyecek kamyonunun orada bulduğun hurda yığını meğersem bir heykel miymiş? İyi de bunun burada ne işi var? Ve neden kırık?
Frank: Hey, haklısın <İsim>. Bu heykel, Horace Foster'ın oturma odasındaki heykelin minik haline benziyor! Bu ona ait olmalı!
Frank: Peki şu üzerindeki garip çizimde neyin nesi? Doğru dedin <İsim>! Bu, Russell'ın bize bahsettiği Ütopya amblemi...
Frank: Doğru, bu sembolü en son Brett Nolan'ın kurbana verdiği hediyenin üstünde görmüştük...
Frank: Yine aynı sayfadayız <İsim>! Hadi Brett'in yanına gidelim!

Brett'i Ütopya heykeli hakkında sorgula.
Frank: Brett, <Rütbe> <İsim> bu heykeli yiyecek kamyonunun orada parçalar halinde buldu. Anlaşılan Horace Foster'a epey bir hediye vermişsin...
Brett Nolan: Bu bir hediye değil, tam tersi bir hakaretti!
Brett: Eminim <Rütbe> <İsim>, heykelin üzerindeki amblemin ters olduğunu fark etmiştir...
Brett: Bu, Horace'ın bütün Ütopyalıların düşmanı olduğu anlamına geliyor!
Brett: Ütopya inancı, senaryoyu biz yazdığımız müddetçe Horace'ın filmini mali yönden desteklemeyi kabul etmişti.
Brett: Horace, parayı köşkündeki bir poker akşamında kabul etmişti...
Brett: Ama sözünde durmadı! Senaryomuzu kullanmayı reddetti! Sonrada Ütopyalıların onu düşman olarak gördüklerini belirtmek için ona bu heykeli verdim!
Brett: O ise Ütopyalıların kendisi hakkında ne düşündüğünü zerre umursamadığını söyledi ve heykeli çekiçle parçaladı.
Brett: Ama ben ne onu, ne de başka birisini öldürürüm! Ütopyalılarda şiddete yer yoktur!
Frank: Uzun seyahat planları falan yapma, Brett. Düşündüğünden bile kısa bir zaman içinde geri gelebiliriz...

Daha sonra karakolda...
Frank: Derinlere dalmaya vaktimizin olmadığının farkındayım <İsim>, ama sence de Ivywood tuhaf bir yer değil mi?
Frank: Şu anda gözüme en çok Tex Houlihan şüpheli görünüyor... Adam sonuçta çoban ve en iyi iş arkadaşı onu kullanılmış peçete gibi bir kenara atacakmış!
Frank: Ayrıca Brett Nolan, Horace'ı cemaatinin, ya da her ne karın ağrısıysa işte, tek taraflı düşmanı ilan etmiş!
Frank: Çok yaklaştık, fakat haklısın <İsim>... Katilin üzerine yıkacak önemli deliller eksik.
Frank: İyi dedin <İsim>, deliller çalı topu misali uçup gitmeden cinayet mahalline geri dönsek iyi olur!

İncele: Film Arabası.
Frank: O taş yığını mı aramak istiyorsun <İsim>? Tabii, sonuçta katil peşinden falan koşmuyoruz ya...
Frank: Elbette <İsim>, en iyisini sen bilirsin! Hadi yere çömelip şu taş yığınını arayalım!
Frank: Birde şu şekilli Western tarzı kemer tokasına bak hele! Kafatasının bir tarafında H, diğer tarafında ise F yazıyor... Haklısın <İsim>! H.F. büyük ihtimalle Horace Foster'ın kısaltması!
Frank: Üzerinde mavi bir jel var. Numuneye ihtiyacın olacak tabii ki de! Ben senin yolunda durmayayım iyisi mi!
Frank: İnşallah katili şehirden topuklamadan yakalayabiliriz... Acele etmeliyiz <İsim>!

İncele: Taş Yığını.
Frank: O taş yığınından ne çıkardın, ortak?
Frank: Kanlı bir halat parçası... Doğru, kurbanın kolları ve bacakları tamda bu tarz bir halat ile atlara bağlanmıştı!!
Frank: Eminim katil, bunu saklayacak en mükemmel yeri bulduğunu falan sanmıştır... Bu, ona seni hafife almamayı öğretir!
Frank: Bakıyorum toplama kitini çıkarmışsın bile. Demek ki halatın üzerinde maddemsi bir şeyler yakaladın. Kolay gelsin <İsim>!

İncele: İp.
Frank: Taşların arasında bulduğun halatın üzerinden başka bir sıvı mı topladın <İsim>?
Frank: Ne bekliyoruz? Hadi şu numuneyi laboratuvara gönderelim de katile daha fazla yaklaşalım!

Analiz et: Sarı Sıvı.
Yann Toussaint: Halatta bulduğun numune tekilaymış...
Frank: Katilin tekila içtiğini zaten biliyoruz Yann. Başka ipuçlarına ihtiyacımız var!
Yann: Lafımı bitirmeme müsaade etseydin bir ineğin mitokondriyal DNA'sını izole etmeyi başardığımı da söyleyecektim!
Frank: Yann, Türkçe konuş! Vakit tükeniyor! Ayrıca kurban atlara bağlanmıştı, ineklere değil!
Yann: İşte şaşırtmaca da bu Frank. Bu inek DNA'sı, deri yapmak için sepileme işleminin ardında kalan tek şeydir!
Yann: Yani halat, katilin giydiği deri bir şeye sürtmüş!
Frank: Yani katil deri giyiyormuş! Gittikçe yaklaşıyoruz <İsim>! Bunu hissedebiliyorum!

İncele: Kurbanın Kemer Tokası.
Frank: Horace Foster'ın kemer tokasında ki o jelden örnek almayı başarabildin mi <İsim>?
Frank: Güzel! İnşallah Yann, bunda kısa sürede bir şeyler bulabilir. Katil senin ona yaklaştığını biliyor olmalı!

Analiz et: Mavi Jel.
Yann: Kemer tokasında bulduğun mavi jel, bir tür ilaçmış <İsim>! Ama farklı bir şey daha içeriyor: Alyum sepa! Yani... SOĞAN!
Yann: Bu kanama önleyici, yaraların görünmesini azaltan Yara Kapatıcı adlı ürüne özelmiş.
Frank: Çok güzel, şimdi tek yapmamız gereken, şüphelilere tek tek bu ürünü kullanıp kullanmadıklarını sormak! Buna vaktimiz yok!
Yann: Frank, <İsim> haklı! Bu bize katilin görünür bir yerinde yara olduğunu gösteriyor!
Frank: Yaralı bir katil, ha? İşte katile ulaşmamız için gereken bilgi buydu <İsim>! Artık elimizde sayılır!

Katili Tutukla.
Frank: Luz Lucha, <Rütbe> <İsim> seni Horace Foster cinayetinden ötürü tutukluyor! Yanlış yapmış olmasını ümit etmiştim fakat bütün deliller sana işaret ediyor...
Luz Lucha: En büyük hayranımı öldürmek mi? Öyle bir Ivywood ağır sikletini neden öldüreyim ki?
Frank: Horace Foster'ın senin ağırlık klasmanında olmadığı doğru... O yüzden onu bağlarken üzerine kovboy çizmelerin ile basmak zorunda kaldın!
Luz: Horace'ı bağlamak mı? Tamam, maske takıyor olabilirim, ama ben öyle sapık birisi falan değilim...
Frank: Elbette değilsin! Bu yüzden işini hallettikten sonra sinirlerini yatıştırmak için bir bardak tekila içtin! Fakat giydiğin eldivenlerin üzerinde biraz bırakmışsın...
Luz: Hey, ben profesyonel bir sporcuyum! Eğer ayyaş birisini arıyorsanız, şu Tex eziğine gidin!
Frank: Tex deri giymiyor Luz, fakat sen giyiyorsun! Horace'ın kemer tokasında bıraktığın Yara Kapatıcı jeli saymıyorum bile!
Frank: Yalnız asıl merak ettiğim şey ise, senin gibi narin bir çiçeğin böyle bir şeyi nasıl kaldırabildiği!
Luz: Ne demek istiyorsun? Elbette kaldırdım! Tam üç yıl üst üste kadınlarda güreş şampiyonluğu kemerini belimden çıkarmadım! Horace'ı öldürmek çocuk oyuncağıydı!
Luz: Horace'ı her zamanki gibi herkes gittikten sonra sette takıldığı sırada yakaladım. Ona bir duble viski ikram ettim ve onu affettiğimi söyledim.
Luz: Ketamin etkisini göstermeye başladıktan sonra, kollarını ve bacaklarını atlara bağladım. Sonra da telefonumdan çıngıraklı yılan sesini açtım. Atlar sanki kuyrukları yanıyormuş misali kaçıştılar!
Luz: Ringde kendimi her zaman güçlü hissetmişimdir, fakat Horace'ı öldürmek bana kendimi daha da kuvvetli hissettirdi!
Frank: Senin gerçek olman için fazla iyi olduğunu tahmin etmeliydim Luz... Sürekli o maskenin arkasına saklanıyorsun...
Luz: Maskemin altında ne olduğunu mu görmek istiyorsun?!
Luz: Gördüğün şey hoşuna gitti mi?!
Frank: Demek bu yüzden sana La Cavalera diyorlarmış! Kafatası görünümlü doğum lekenden ötürü!
Frank: Bence doğum lekeni göstermeye alışsan iyi edersin... Ceza evinin maskeyi takmana müsaade edeceğini pek sanmıyorum! Luz, tutuklusun!

Edward Dante: Luz Lucha, Horace Foster'ı uyuşturup daha sonra atlarla parçalamaktan ötürü mahkeme karşısına çıkartıldın, doğru mu?
Dante: Acaba şu korkunç masken dışında, bu orta çağdan kalma hareketini nasıl savunmayı düşünüyorsun?
Dante: Aslına bakarsan, keşke avukatın duruşma sırasında şu maskeyi GİYMEMENİ falan söyleseymiş... Beni hafiften rahatsız ediyor da...
Luz: Horace bana borcunu ödeyeceğine dair söz vermişti. Ama sözünde durmadı! Bana maskemin altından atıp tutmanın çok basit olduğunu söyledi!
Luz: Onu şu fotoğrafla tahdit ettim ama o, onu parçalayıp attı! Sonra ona "Ölü Adamın Eli"ni gönderdim. Belki bir Western işaretinin onun için ölüm demek olduğunu anlar diye düşündüm.
Luz: Ama yine de bana olan borcunu ödemeyi reddetti! Bana korkmadığını, bir kadın güreşçinin bir erkekle başa çıkamayacağını söyledi!
Luz: Önce bana kazık attı sonra da bana aşağılık muamelesi yaptı! Zaten eksi-eksi durumundaydık, bu yüzden o KAYBETMİŞ oldu!
Dante: Güreş ringinde geçen yıllar hakikaten de dram yaratma konusundaki yeteneklerini arttırmış...
Dante: Ama bu tamamen orantısız bir hareket! Luz Lucha, mahkeme seni şartlı tahliye olmaksızın 25 yıl hapse mahkum ediyor!

Frank: Sonunda şu soruşturmayı hallettik <İsim>!
Frank: Horace Foster belki pekte onurlu bir adam değildi, ama kimse atlar tarafından parçalanmayı hak etmez!
Frank: Ve hepsinin sorumlusu Luz Lucha'ymış... Onun katil olabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Ne kötü ama...
Frank: Endişelenme <İsim>. Kendimi toparlarım. Şu vakayı kapatmamızın şerefine ikimiz gidip bir bardak ateşsuyu alalım mı, ortak?

Ivywood Özel Görev: 3. Bölüm

CRIMINAL CASE'TE GEÇEN BÖLÜM...
Gaston Dumas: İtaat! İtaat! Her şey daha iyisi için!
Russell Crane: <İsim>, dostumuz Gaston Dumas'nın beyni yıkanmış! Bu inanılmaz bir şey!
Russell Elbette daha önce beyin yıkamayı duymuştum. İnsanlar başka insanların düşüncelerini yok edip onları kendi fikirleri ile doldururlar...
Russell: Ama bunun gerçekten de işe yarayacağını düşünmemiştim! Gözümüzü dört açalım <İsim>. Şu beyin yıkama olayının başka kurbanları ile de karşılaşabiliriz... Bu sefer hazır olmalıyız!

-Bugün...-
Russell: Hey <İsim>, halen Gaston'un beyninin yıkamış olmasını düşünmeden edemiyorum... Ve bir sonuca vardım!
Russell: Sanırsam beynini kimin ya da kimlerin yıkadığını biliyorum!
Frank Knight: Gerçekten mi?! Kim yapmış peki?
Russell: Brett'in bağlı olduğu tarikat olan Ütopyalıları hatırladın mı? Bu işin arkasında onların olduğundan eminim!
Frank: Orada dur Russell! Benim şu beyin yıkama meselesinde halen şüphelerim var ve sen, bunun arkasında kaçık bir tarikatın olduğunu mu düşünüyorsun?
Frank: Bunun ünlülere sonsuz şöhret vaat ettiğini söylememiş miydin? Neden birisinin beynini yıkamak istesinler ki?
Russell: Ütopyalılardan bahsederken tehditlerini küçümsemiş olabilirim. Ama onları hafife almaya gelmez!
Andrea Marquez: Bunun biraz beklemesi gerek Russell, <İsim> için elimde iş var! Birisi kurbanın malikanesine izinsiz girmiş, senden ve Frank'ten orayı yoklamanızı istiyorum!
Andrea: Ayrıca Eva diye birisi karakolda ve öfkeli bir şekilde seninle konuşmak istiyor! Git şu işi hallet!

Eva'nın ne istediğini öğren.
Eva Grant: <Rütbe> <İsim>, işte buradasın! Horace ile yattığımı magazinlere anlattığına inanamıyorum! Şerefin yok mu senin?!?!
Frank: Hey, yavaş gel kızım! Biz kimseye bir şey anlatmadık, bizler iyi adamlarız!
Eva: Oyunculuk işleri almak için çok çabaladım! Kimsenin beni yargılamaya hakkı yok! Bu kasabadan gına geldi artık, buradan gitmek istiyorum!
Frank: Peki neden gitmedin?
Eva: Arabamın anahtarlarını bulamıyorum! Ve paparazziler peşimdeyken anahtarlarımı aramak için sete dönemiyorum!
Frank: <Rütbe> <İsim>'e katılıyorum. Şimdi sete gidip anahtarlarını bulacak ve... sana iyi adamlar olduğumuzu ispatlayacağız!

İncele: Western Filmi.
Frank: iyi yakaladın <Rütbe> <İsim>, bu Eva'nın çantası olmalı! Hakikaten de film kostümüne uygun bir şey bulmuş...
Frank: Kızcağız gerçekten de karakterine iyi bürünmüş anlaşılan... Haklısın, çantanın içini arayıp anahtarların orada olup olmadığını öğrenmemiz lazım <İsim>!

İncele: Eva'nın Çantası.
Frank: İyi iş çıkardın <İsim>, Eva'nın anahtarlarını bulduğumuza göre bunu götürüp ona geri-
Frank: Bir saniye, bu anahtarlık... Haklısın, bu Ütopya amblemi!
Frank: Sence Eva'da bir Ütopyalı olabilir mi? Bana pekte dinci yobaz birisiymiş gibi gözükmüyor gerçi ya... Hadi gidip onunla konuşalım!

Eva'ya anahtarını geri ver.
Eva: Anahtarlarımı buldunuz! Sonunda şu Allah'ın cezası bölgeden gidebilirim!
Eva: Sana bir özür borcum var <Rütbe> <İsim>. Ufak hatamı başka birisinin paparazzilere anlatmış olması gerek.
Frank: Hata demişken, anahtarlığın dikkatimizi çekti... Bunun Ütopya amblemi olduğunu biliyorsun, değil mi?
Eva: Ah, bu anahtarlığı bana Brett vermişti. Bana eğer yardıma ihtiyacım olursa onlara gidebileceğimi söyledi. Belkide gitmeliydim...
Frank: Bence ipin ucundan dönmüşsün, o tarikat hakkında ciddi şüphelerimiz var!
Eva: Gerçekten mi? Yardımların için sağ ol <Rütbe> <İsim>. Lütfen bu hediyeyi bütünlüğünden şüphelendiğim için bir özür maliyetinde kabul et!

İncele: Kurbanın Evi.
Frank: Pekala <İsim>, her şey yerli yerinde duruyor... Tabii bulduğun şu kağıt parçaları hariç!
Frank: Şu parçaları birleştirsen iyi olur. En azından malikaneye kimin izinsiz giriş yaptığını öğrenmemize yardımcı olabilir!

İncele: Paramparça Kağıt.
Frank: Kartı birleştirerek iyi iş çıkardın <İsim>! Bu bir tür dua kartına benziyor...
Frank: Üzerinde "Bize ihanet edene. Yıldızlar onun ruhunu yargılasın. Çünkü onlar, Gezegen karanlıktan temizlenene kadar bizi izleyecekler" yazıyor...
Frank: Pekala, sen bundan bir şeyler çıkartabildin mi <İsim>?
Frank: Bir saniye... "Bize ihanet edene" Haklısın <İsim>, burada bahsedilen kişi Horace Foster olmalı! Sonuçta kartı onun evinde bulduk!
Frank: Katılıyorum. Bakalım Russell bize bu kart hakkında ne söyleyecek. Eminim buna bayılacaktır...

Analiz et: Kriptik Kart.
Russell Crane: Ha, getirdiğin kart, şifre değil <İsim>! Son cümle, Ütopyalıların bir sloganı!
Frank: O aptal tarikatla ilgili her şeyi aklımda tutamadığım için üzgünüm! Tüm bunları sen nereden biliyorsun?
Russell: Bunları bilmek benim işim, Frank. Her neyse, bu kart, Ütopyalılara ihanet ettikten sonra yıldızlar Horace Foster'ın ruhunun geri dönmesine izin vermesin diye bırakılmış.
Russell: Ve kimin bıraktığını biliyorum. Brett Nolan'ın Horace'ı Ütopyalıların düşmanı ilan ettiğini hatırlıyor musun? Yıldızlar hakkındaki bu söz, her zaman en sevdiği söz olmuştur...
Russell: Nolan'ı bu kart hakkında sorgula <İsim>. Söyleyecek çok şeyi olmalı!

Brett Nolan'ı kart hakkında sorgula.
Brett Nolan: O kartı Horace'ın evinden neden aldın <Rütbe> <İsim>? Ruhunun yargılanması gerekiyor!
Frank: Yani Horace'ın evine izinsiz girip bu kartı oraya bıraktığını itiraf ediyorsun, öyle mi? Ayrıca bize yıldız ve ruh zırvalarını anlatma!
Brett: Şey... Yani, malikaneye girdim ama hiçbir şey çalmadım!
Brett: Horace Ütopyalılara ihanet etti. Ruhunun geri dönmesine müsaade edemezdim! Kartı da oraya o yüzden bıraktım!
Brett: Geleneklerimizi bilmene şaşırdım <İsim>, gerçi Crane'in ekibinde olduğunu bildiğim müddetçe şaşırmanın lüzumu yok...
Frank: Ne demek istiyorsun? Russell Crane'i tanıyor musun?
Brett: Size bahsetmedi mi? Russell ve ben birlikte büyüdük... İkimizde Ütopyalıydık!
Frank: Russell ve Ütopyalı olmak mı? Yalan söylüyorsun, öyle olsa bize baştan söylerdi!
Brett: Kutup yıldızı onu hiçbir zaman aydınlatmadı ve yıllar önce karanlığın oyunlarına gelerek bize ihanet etti... Şimdi gitmem gerek. Görüşürüz <Rütbe> <İsim>!
Frank: Hey! Bekle!
Frank: Kahretsin <İsim>, Russell'ın Ütopyalı olduğuna inanıp inanmamak konusunda kararsızım, fakat bu, onlara olan nefretini açıklıyor... Biraz ara versek iyi olur! Hadi gidip bir şeyler yiyelim, ben ödüyorum!

Daha sonra karakolda...
Frank: Russell! İşte buradasın! Brett az önce bize çılgınca bir şey söyledi: Dediğine göre bir zamanlar bir Ütopyalıymışsın!
Russell: Bunun hakkında konuşmak istemiyorum. O kaçık tarikat ile hiç bir alakam yok!
Jupiter Crane: Merhaba, Russell.
Russell: BABA?! Senin ne işin var burada?!
Frank: Bir saniye Russell, bu adam senin baban mı?!
Russell Evet, fakat her ne kadar biyolojik babam da olsa, benim için hiç bir zaman bir baba olmadı! Ayrıca sana buraya bir daha gelmemeni söylemiştim!
Jupiter: Hadi ama Russell. Alt tarafı seni görmek istedim, ama <Rütbe> <İsim>'in de yardımına ihtiyacım var!
Jupiter: Horace Foster ile bir kontratım vardı ve benim onu malikanesinden almam gerekiyordu. Şimdi her ne kadar ölmüşte olsa, yine de kontratımı geri isterim.
Russell: Ve <Rütbe> <İsim>'in onu senin için almasını istiyorsun, öyle mi?... Bakarız. Güle güle!

Russell: Babamın hareketleri için kusura bakma <İsim>, fakat kontratı için malikaneye bakabilir miyiz?
Russell: Ütopyalılar hakkında sorularının olduğunun farkındayım, fakat babamın bir şeyler sakladığından şüpheleniyorum...
Russell: Çok teşekkür ederim <Rütbe> <İsim>, söz şu işi bitirdikten sonra geçmişim hakkında konuşacağız! Hadi malikaneye gidelim!

İncele: Kahve Masası.
Russell: Bulduğun şu zarfın üstünde babamın adı yazıyor <İsim>! Aferin!
Russell: İnsanların eşyalarını karıştırmak hoş değildir, ama eğer babam bizden bir şeyler saklıyorsa, o şey bu zarfın içinde olmalı!

İncele: Jupiter'ın Zarfı.
Russell: Bu, babamın Horace Foster ile imzalamış olduğu kontrat olmalı! Ama solmuş...
Russell: Tam babamlık bir iş... Burada yazan şeyi açığa çıkarabilir misin <İsim>?

İncele: Solmuş Kontrat.
Russell: Güzel! Bu kontrata göre babam, Abitbol & Sons stüdyoları tarafından tutulmuş... Bir tek Horace ile çalışmıyor muydu?
Russell: Üzerinde babamın "The Ornery Die Last" filminin senaryosunu baştan yazacak olduğu yazıyor... Bu Horace'ın üzerine çalıştığı film değil mi?
Russell: Ne? Eğer Ütopyalıların, senaryoyu baştan yazabilecekler ise filmi maddi yönden destekleyebilecek olduklarını mı söyledin?!
Russell: Biliyordum! Babam bunun için Ütopyalılara çalışıyor!
Russell: <İsim>, sence bu kontratı stüdyonun muhasebecisi Leo'ya göstersek mi? Bize bu kontratın nereden geldiğini söyleyebilir.

Kontrat'ı Leo Brooks'a ver.
Russell: Leo, <Rütbe> <İsim> bu kontratı buldu. Babam Jupiter Crane, gerçekten de Üttopyalılar adına mı çalışıyor?
Leo Brooks: Jupiter Crane senin baban mı?! Hiçbir şey söyleyemem! Ütopyalılar ile ters düşmek istemem, Ivywood'u neredeyse ellerinde tutuyorlar!
Russell: İnan bana Leo, bizimle güvendesin. Kimse Ütopyalılardan benim kadar nefret edemez!
Leo: Şey... O zaman evet. Ütopyalılar, babandan "The Ornery Die Last"'ın senaryosunu onlar için baştan yazmasını istediler...
Russell: Yani babam, Ütopyalılara yardım etmemiz için bizi kullandı mı?! Haklısın <İsim>, onunla konuşmalıyız!
Leo: Beni bu işin dışında tut <Rütbe> <İsim>. Şirketimizden bu hediye kuponlarını kabul et. Bunları Ivywood'un istediğin yerinde kullanabilirsin!

Tekrar karakolda...
Russell: Baba, <Rütbe> <İsim>'i kullandın! Neden bize baştan bu kontratın Ütopyalılar adına olduğunu söylemedin?!
Jupiter: Çünkü Ütopyalılar hakkında ne düşündüğünü biliyorum Russell. Diğer türlü yardım etmeyecektin.
Russell: Gerçi şaşırmamam gerek: Bana her zaman yalan söyledin, şimdi niye değişesin ki? Peki neden kontratı geri almak istiyordun?
Jupiter: Ha, şu mesele... Ütopyalılar bir cinayet skandalına adlarının karışmasını istemiyorlar. Film üzerindeki bütün yardımlarımızın izlerini yok etmenin uygun olacağını düşündük.
Russell: Her zamanki gibi senin için bütün mesele Ütopyalılara yardım etmek! Birde üstüne beni yetiştirmelerine müsaade ettin ve çocukluğumu mahvettiler!!!
Jupiter: Ütopyalılar iyi insanlardır Russell. Işığı görebilsen, mutlaka öfkeni iyileştirebilirler.
Russell: Keşke önce siz GERÇEĞİ görebilseniz! Onlara olan mesajımı ilet: Artık savunmasız bir çocuk değilim ve artık peşlerindeyim!

-Jupiter gittikten sonra...-
Frank: Halen aklım almıyor Russell. Sen cidden Ütopya Tarikatının içinde mi büyüdün?
Russell: Evet. O yüzden onlardan her şeyin bekleneceğini biliyorum! En basit örnek babam!
Russell: Tavrı konusunda sizden özür dilemem gerek. Kendisi Ütopya cemiyetinde öyle önemli birisi bile değildir, ama yine de seni kullanması için onu görevlendirdiler...
Russell: Ütopyalılar, kendi üyelerinin hareketlerini sorgulamamaları için cesaretlerini kırarlar. Asla çekinemez, emirlerinden şüphe duyamazsın. Bundan nefret ediyordum...
Russell: Kulağa beyin yıkama gibi geliyor değil mi? İşte bu yüzden Gaston'un beyninin yıkanmasının ardında Ütopyalıların olduklarını biliyorum!
Russell: Yardımın olsa da olmasa da bunu ispatlayacağım <İsim>! Bekle ve gör!

Also on Fandom

Random Wiki